100.YIL YAZISI: ERZURUM VATANDIR, TÜRKİSTANDIR
Tarih: 15.3.2018 08:00:11 / 1833okunma / 0yorum
Murat ERTAŞ

Senelerdir dillendiriyoruz, Erzurum sadece bir şehir değil vatandır.

Prof.Dr. Murat Küçükuğurlu´nun son tespitlerine göre Erzurum´un etrafında 50´nin üzerinde tabya var, yani kale…  Bir şehir 50 kale ile korunur mu? Demek ki korunan sadece bir vilayet değil, bütün bir Anadolu ve payitahttır, vatandır. Bu durumda Erzurum´un kurtuluşu herhangi bir şehrin, ilçenin düşman işgalinden kurtuluşu gibi değerlendirilmemeli. İşte bu nedenle “Erzurum vatandır!” diyoruz. Erzurum Anadolu´nun doğudaki can boğazıdır. Müştak Sıdkı Dursunoğlu´nun savaş yıllarında kaleme aldığı marşta dediği gibi “İlk sesi haykıran yüce Erzurum / Vatanı kurtaran yüce Erzurum!”dur burası.

 

Osmanlı-Rus savaşlarında, 93 harbinde, I.Cihan harbinde Erzurum´da verilen mücadele İstanbul´un, Ankara´nın, Kayseri´nin, Samsun´un korunması içindir, bütün bir Anadolu içindir. Cennetmekân II. Abdülhamit 93 Harbi´nde ordu kumandanı Gazi Ahmet Muhtar paşa´ya çektiği telgrafta boşuna “Erzurum düşerse Anadolu düşer!” dememiş. Evet, Erzurum tarih boyunca Türkistan ve Kafkasya ile Anadolu´nun karşılaştığı kapıdır, kilittir. Bu kilit bin seneden fazlaca da Mülk-i İslam´ın kilididir.

 

Evet, Erzurum hudut şehridir. Bizim ‘Türkeli´ dediğimiz Kafkasya´nın Anadolu´ya bağlandığı eldir. Bu el 1916´da yere düştüğünde Bakü Müslüman Hayriye Cemiyeti bu eli tutup kaldırmıştır. Erzurum´a gıda ve insan yardımı taşıyan cemiyetin heyet başkanı Genceli Seyidov Erzurum´da Ermenilerce şehit edilmiştir. Kâzım Karabekir 12 Mart´ın devamında ordusunu durdurmamış Kars, Ardahan, Gümrü´ye kadar ceddimizin toprağını düşmandan temizlemiş, Azerbaycan´ın kuruluş muştusunu yakmıştır. Erzurum´un kurtuluşu bu yönüyle Azerbaycan´ın kuruluşuna açılan kapıdır. Erzurumlu Mürsel Paşa Bakü´yü Ermenilerden ve Ruslardan temizleyen kumandandır.

 

Hudut şehri Erzurum´u “İslam hududunun başı” olarak anlatır, Koca Müftü lakaplı Natıkî Efendi (1785-1863)

Çünki ser-haddât-ı İslâm zabtolundu ol zamân

Erzeni´r-Rûmüzre geldi kâfir-i Moskov hemân

Asker-i İslâma birden sâri oldu havf-i cân

Büsbütün âlem giyindi mâtem-i hüznünde kan

 

Ehl-i tevhidün ser-a-pâ hâlleri oldu yaman

Rûz u şeb kan ağlasunlar ehl-i imân el-amân

 

 

GEÇİŞ ŞEHRİ ERZURUM´UN KÜLTÜREL COĞRAFYASI

Erzurum hem doğu-batı yahut kuzey-güney istikametindeki göç hareketleri için bir “transit” veya “geçiş şehri”dir. Göç yolunda kurulu şehir aynı zamanda yerleşik nüfusundan da göç veren, bu haliyle  “kaynak şehir”dir.  Geçişlerin yapıldığı şehirler farklı kültüre her zaman aşinadır, çok kültürlülük hâkimdir. Erzurum´un dil, kültür ve geleneklerinde çok farklı milletlerin tesiri vardır. Roma, Türkmen, Fars, Arap, Kürt, Süryani, Ermeni, Gürcü, Moğol, Çerkez…

 

Meselâ; 1877-78 RUS İŞGALİ, Berlin Antlaşmasıyla Oltu, Kars, Sarıkamış Ruslara bırakılmış, işgal edilen yerlerden Erzurum´a yeni göçmen dalgası başlamıştır. Terk edilen yerlere Ruslar Ermenileri, Rumları, Yezidileri, Süryanileri, Ukraynalıları, Malakanları, Dubahorları, Almanları ve Estonyalıları yerleştirmişlerdir. Ruslar tarafından Erzurum´da Kolluk Gücü´nün başına bir Ermeni getirilince Müslümanlar tedirgin olmuş 6 bin Türk ailesi de bu nedenle Erzurum´u terk etmiştir.

 

Erzurum “Küçük Asya”dır. Doğu´nun Batı´yla Batı´nın Doğu´yla tanıştığı şehirdir. Erzurum tarih boyunca çektiği sıkıntılarla, tecrübe ettiği farklı kültürlerin şehir kimliğine tesirleriyle güngörmüş bir insandır, Palandöken´den Asya ve Avrupa´yı izleyen, dolaşan bir seyyahtır. Olduğu yerde; ama seyyah… Erzurum Anadolu´nun ve Kafkas coğrafyasının aksakallısıdır, kocamışıdır, hocasıdır.

 

Erzurum Dede Korkut Hikâyeleri´nin geçtiği coğrafyadır. Farklı üniversitelerden Adnan Doğan Buldur, Ali Meydan ve Şenay Güngör´ün ortaklaşa kaleme aldıkları “Destanlarının Kültür Coğrafyası” başlıklı makalede Dede Korkut Destanlarının geçtiği coğrafyanın tespiti özetle şöyle yapılır: Destanların geçtiği coğrafya ilk bakışta Kuzeydoğu Anadolu (Bayburt, Pasinler, Kars) veya Kuzey Azerbaycan olduğu izlenimi verir. Çünkü destanlarda geçen yer adlarının çoğu bu bölgelerle ilgilidir. Destanlarda Oğuzlara ait hiçbir kale veya şehir adı geçmez. Bu durum Oğuzların konar-göçer bir hayat sürmelerinden kaynaklı olmalıdır. Oğuzların mücadele ettiği destandaki anlatımla kâfir illerine ait kale veya şehirler ise Gürcü, Abaza ve Trabzon Rum ülkelerindedir. Oğuzların oturdukları yerler ise Oğuz ili olarak ifade edilmektedir. Buna karşılık destanlarda Oğuz ilinin kesin sınırları hakkında açık bir bilgiye rastlanmamaktadır. Fakat Salur Kazan´ın beyleriyle birlikte uzun sürecek bir av şölenine çıkacakken beylerinden Aruz Koca´nın “Ağam Kazan, bozuk dinli Gürcistan sınırında oturuyorsun. Ordunun başına kimi koyuyorsun”diye sorması (s. 586), onların Gürcistan´la komşu olduğunu; Bay BüreoğluBamsıBeyrek destanında, BamsıBeyrek´in kırk yiğidiyle oturup yiyip içerken, casusların Bayburt Hisarı Beyi´ne haber vermeleri (s. 620) bir taraftan Bayburt´la komşuluğunu; Kazan Bey oğluUruz´un babasına, “Kara gözlü yiğitlerimi yanıma alırım Kan Abhaza iline ben giderim” (s. 648) demesi, bir taraftan da Abaza ülkesine komşu olduğunu göstermektedir.

 

Erzurum türküleri, şehrin kültür coğrafyasını, hinterlandını ortaya çıkaran en önemli belgelerdir. Şöyle ki şehrin kültür coğrafyasını en iyi “Nasıl Methedeyim Sevdiğim Seni” türküsünde görürüz. Ümmi bir ozanın söylediği bu türküde tam 28 yerleşim yerinin adı geçer. Bugünkü iletişimin ve ulaşımın olmadığı 100 sene evvelinde bu şehirleri Erzurum´da yaşayan bir ozan nereden biliyordu? Elbette ki Erzurum´a gelip buradan giden kervanlar sadece ticari mal taşımıyorlardı, her biri kültür elçileriydi. İşte o türkünün tamamında geçen illerin isimleri: Erzurum, Kars, Ardahan, Van, Ahıska, İzmir, Revan, Basra, Konya, İstanbul, Bursa, Tunus, Trablus, Acem, Şiraz, Yemen, Bağdat, Şam, İskender, Mısır, Hicaz, Delh, Belh, Buhara, Hint, Habeş, Adana, Maraş. Bu illeri haritaya yerleştirdiğinizde karşınıza tarihi İpek Yolu, Baharat Yolu ve Hac Yolu gün gibi ortaya çıkar. İşte geçidi bekleyen şehir Erzurum´un etkileşim coğrafyası… Tekrarlıyoruz, Erzurum demek Türkistan (Asya) demektir. Türkünün son mısrası aslında Erzurum´u anlatır: “Büsbütün dünyaya değer gözlerin!”

 

Türkülerimizden Sarı Gelin, Araz Üste Buz Üste, Giderem Men Tebriz´e, Şol Revan´da Balam Kaldı, Yemen Türküsü, Çelikpazarı´nda Ufacık Taşlar vb. Erzurum´un tarihi talihini, hikâyesini göstermesi açısından kıymetlidir. Meselâ Mükerrem Kemertaş´ın derlediği Erzurum türküsünde Tebriz´e Şirâz´a gideriz:

 

Giderem men Tebriz´e

Bir dahi gelmem size

Şairinin datlı dili

Yadigâr kalsın size…

 

Giderem men Şirâza

Dayanamam bu naza

Gel koklaşah menim kız

Belki gelmem bu yaza…

 

Başta “dadaş” kavramı olmak üzere, Erzurum´da muhit, yer ve köy isimlerinde geçen Tebrizkapı, Tebrizcik, Mirza Mehmet, Harputkapı, Gürcükapı… gibi isimler de şehrin insan ve kültür kaynağının kökleri hakkında ipucu vermektedir. Dadaş kelimesi malumunuz Gence´de, Bakü´de, Güney Azerbaycan´da Tebriz´de, Urumiye´de, Meraga´da ziyadesiyle kullanılmaktadır.

 

Geçidi bekleyen şehir, kurulduğu coğrafya itibariyle tarih boyunca savaşların, ticaretin, kültürün, ilmin, medeniyetin yanı sıra farklı inanç ve mezheplere de açık bir şehir haline gelmiştir. Selçuklu beyleri, atabeyleri, sultanları Anadolu´nun Türkleşmesi; Osmanlılar ise Anadolu´nun Şia ve doğudan gelebilecek farklı inanç gruplarına karşı korunması için kavşak, kilit şehir Erzurum´u medreselerle, ilmiye sınıfıyla istihkâm etmiştir. Çifte Minareli medrese, Yakutiye Medresesi, Ahmediye Medreseleri, Osmanlı döneminde her caminin yanına yapılan medreseler her türlü tehlikeye açık şehri ilim ve iman hakikatleriyle terbiye etmiş, hudut şehrinden beklenmeyecek şekilde dini hayatın hâkim olduğu Erzurum “muhafazakâr şehir” sıfatını kazanmıştır. Hudutta sürekli savaş tehdidi altında olması şehri doğal olarak “milliyetçi şehir” haline getirmekteydi; ancak sosyolojide hudut ve garnizon şehrinin “dindar” olması pek görülmüş ve olağan bir durum değildir.

 

Erzurum´a yapılan ribat ve medreselerin asli görevi budur. Kapıyı muhkem tutmak… Türkiye´nin ilk üniversitelerinden Atatürk Üniversitesi´nin de Erzurum´da açılması, şehrin hedef ve hudut şehir olmasının tesiriyledir. Erzurum, Aşık Emrah´ın dediği gibi yoldur, yordamdır, ilimdir. Kavşak şehirde Türk-İslam âleminin dini ve sosyal cereyanları, bilgi ve tecrübeye sahip insanları ve manevi kuvvetlerini görürüz.

 

Dedim Erzurum nendir, dedi ilimdir

Dedim gider misen, dedi yolumdur.

 

Evliya Çelebi´nin tespiti de önemlidir; “Velhasılıkelam soğuk havasıyla burası tam da ilim yapılacak yerdir.” Erzurumlu Hâzık Mehmed Efendi Erzurum´un kışının itidalli olması halinde havası ve suyuyla eşsiz bir memleket olduğunu ifade eder şiirinde:

 

Biraz da mu´tedil olsa şitâsı Erzeni´r-Rum´un

Nice inkâr olur âb u havâsı Erzeni´r-Rum´un

 

Söz ilim bahsinden açılmışken kıymetli okurlarıma üç âlimden bahsetmek isterim:

Türk edebiyatında ilk Türkçe Mevlid, gözleri görmeyen âlim Erzurumlu Mustafa Darir Efendi´ye aittir. İlim aşkıyla Erzurum´dan Mısır´a giden Mustafa Efendi 1388´de kaleme aldığı “Siyer-i Nebî” adlı eserini, o tarihlerde Mısır´da Türkçeyi resmi dil ilan eden Memluklu Sultanı Berkuk bin Anas´ın himayelerinde yazmıştır. Onun Sultan Berkuk´a takdim ettiği Siyer-i Nebi, Yavuz Sultan Selim zamanında İstanbul´a getirtilmiş, 1596´da Sultan 3. Murad tarafından da bütçesi Hazine-i Hümayun´dan karşılanmak üzere minyatürlenmesi sağlanmıştır. Mustafa Darir Efendi bu eseri Resulullah´a (s.a.v.) duyduğu büyük muhabbetin sonucu olarak ortaya koymuş ve insanlara da O´nun muhabbetini, sevgisini yaymak, tanıtmak istemiş, kendisinden sonra gelen siyer müelliflerini de tesiri altında bırakmıştır. KadıDarir olarak da bilinen Mustafa Darir Efendi kendisinden sonra gelen Süleyman Çelebi´yi de etkilemiştir.

             

Erzurum Medreselerinde ilim tahsil eden Mehmet Vani Efendi 1685´te Dördüncü Mehmet zamanında padişah hocası (Hünkâr Şeyhi) olarak sarayda göreve başladı. Vânî Mehmed Efendi 1683 senesinde Sadrâzam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa komutasındaki İkinci Viyana Seferine ordu şeyhi olarak katıldı.

 

Üçüncüsü de Erzurum´dan Afrika´nın en ucuna bir misyon hareketinin öncüsü olan, dönemin padişhaı tarafından 1863´te Güney Afrika´ya CopeTown gönderilen Müderris Ebubekir Efendi´dir. Bu üç örnek Erzurum´un nasıl bir ilim yuvası olduğunu göstermesi açısından kıymetlidir.

 

II.Abdülhamid döneminde tüm yurtta olduğu gibi Erzurum´da mektepler, rüştiyeler, idadiler açılmıştır. Her caminin bahçesinde medresesi vardır. Medrese şehri olmanın Erzurumluya kattığı diğer bir davranış biçimi “müdahaleci” oluşudur, “mürebbi” oluşudur. Muammer Cindilli ağabeyimizin ifadesiyle “Mürebbi Şehir”. Terbiye eden şehir elbette kadınıyla erkeğiyle, balasıyla “ağırbaşlı” bir karakter sergiler. Aleksandr Puşkin´in 1828´te yazdığı şiirde bu ağırbaşlılığı işlemesi dikkate şayandır:

 

Yolları çok Erzurum´umuz bizim,

Uyumuyoruz yüzkarası şatafatın içinde biz,

Daldırmıyoruz o ele avuca sığmaz şarap çanağını

Şarabına sefahatin, ateşin, uğultunun.

 

Oruç tutuyoruz, kutsal suyun oluğunda

Gideriyoruz susuzluğumuzu kana kana

Korkusuz, atak, dalga dalga

Savaşa atılıyor yiğitlerimiz.

Girilmez haremlerimize

Haremağaları uyanık, elde edilemezler,

Oturuyor evlerde usulca kadınlarımız.

 

Erzurum´u ve Erzurumluyu en iyi anlatan şiir belki de Alvar İmamı Muhammed Lütfi Efendi´ye aittir:

 

Erzurum kilidi mülk-i İslam´ın

Mevla´ya emanet olsun Erzurum

Erzurum der-bendi ehl-i imanın

Mevla´ya emanet olsun Erzurum

 

Gayret şecaatli erler var idi 
Nisası ricali hayadar idi 
Edebli erkânlı bir diyar idi 
Mevla´ya emanet olsun Erzurum

 

Müşkil halleyleyen ulemâsı var 
Safa bahşeyleyen fuzalası var 
Şöhret-şiar yine küberası var 
Mevla´ya emanet olsun Erzurum


Ramazan´da bir âlî-şân ederler
O şehr-i siyamı zî-şân ederler 
Fukara gönlünü gülşen ederler 
Mevla´ya emanet olsun Erzurum


Civanlar pirlere hürmet ederler
Duasın almağa gayret ederler 
Ramazan´a güzel hürmet ederler 
Mevla´ya emanet olsun Erzurum


Binlerce bin medfun evliyası var 
Zahir batın nice asfiyası var 
Feyz ü berekâa-ı Kibriya´sı var 
Mevla´ya emanet olsun Erzurum


Hafızları binbir hatim okurlar 
Nur-i Kur´ân enharına akarlar 
Nüzul-i merhamet-gâhe bakarlar 
Mevla´ya emanet olsun Erzurum

 

Öyle değil midir ki Ahmet Hamdi Tanpınar “Beş Şehir” adlı eserinde İstanbul, Bursa, Ankara ve Konya´nın mimarisini, tarihini anlatırken Erzurum´un yüksek ve sağlam karakterli insanını anlatır, musikisini anlatır. Her coğrafyada ne yetişir bilmem ama Erzurum´da adam yetişir. Bu, çok açık… Söz ve gönül sultanlarının şehridir Erzurum: Şair Nefi, İbrahim Hakkı, Yunus Emre, Ziya Paşa, Alvar İmamı Muhammed Lütfü, Sümmanî, Reyhanî, Nurettin Topçu, Mümtaz Turhan, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Kemalettin Kamu…

 

Hudut şehri olması hasebiyle Erzurum aynı zamanda ticaret merkezidir. Evliya çelebi´nin ifadesiyle Osmanlı´nın üçüncü büyük gümrüğü Erzurum´dadır. Yani Erzurum gümrük şehri… Osmanlı Türkçesinde gümrük demek “kavak” demektir. Bir diğer adı Ardahankapı olan Kavakkapı´nın adının menşei de budur. Yani Gümrükkapı. Osmanlının bir numaralı gümrüğü Anadolu ve Rumeli kavaklarını bulunduran İstanbul´dur, sonra İzmir Kavağı, sonra Erzurum Kavağı… İpekyolu´nun nefes aldığı şehir bu nedenle hanlar şehri olarak da nitelenebilir. Hanlar ve ribatlar da kültür alışveriş merkezleridir. Tarihi misyonu da gösteriyor ki Erzurum tarihte de bölgenin lojistik merkezidir.

 

ERZURUM HARP MEYDANIDIR

 

İhsan Âkif´in Erzurum Destanı, Erzurum´un hikâyesidir. Erzurum harp meydanıdır,  Türkistan´dır, vatandır:

 

Hayalimde toplandı o kahraman destanın

Fakat heyhat aczim var ifadeden elvanın.

Bir zamanlar İran´ın, İskender´in, Sâlib´in

Bir zamanlar Kadsiye muzafferi Arab´ın

Zaptolundun ey şehir, yıkıldı Rum´un Hayberi

Bir aralık olduk Saltıklar´ahahişker

Hep Olcaytu Sultanın oldu asar ve leşker

Bir zamanlar oynadı Akkoyunlu palası

Zaman zaman Cengiz´in Timur´un istilâsı

 

Jeopolitik konumu, askeri ve siyasi önemi nedeniyle yakın coğrafyasındaki tüm milletlerin ve ülkelerin şiddetle sahip olmak istediği Doğu´nun Batı´ya, Batı´nın Doğu´ya açıldığı bir kilit ve “hedef şehir”dir, Erzurum. Hedef şehirlerde eksik olmayan savaşlar, çekişmeler, her açıdan hâkimiyet mücadeleleri gibi sıkıntılar, şehri askeri açıdan Erzurum´u hedef şehir yaparken sosyal ve ekonomik açıdan kaçış yapılan şehir durumuna getirir.

 

Bir harp meydanı olan Erzurum tarihinde üç büyük fetret yaşamıştır. Bu fetret dönemlerinde adeta ıssızlaşmıştır:

1242-1305 MOĞOL İSTİLALARI, Baycu Noyan öncülüğünde Anadolu´ya sık sık istila ve yağma harekâtı yapan Moğollar yüzünden Erzurum´da yaklaşık 70 sene asayiş ve huzur sağlanamamış, şehir büyük oranda boşalmıştır. Devlet otoritesinin olmadığı bu tarihler Erzurum´un ilk büyük fetret dönemidir.

 

1502-1514 SAFEVİ ŞEHRİ, Şah İsmail Erzurum´da halka mezhep değiştirmesi için zulmetmiş, Gürcüler İspir, Tortum ve Oltu´da hâkimiyetlerini sürdürmüştür. Bu dönemde tapu kayıtlarından anlaşılacağı üzere yaklaşık 40 yıl Erzurum ıssız kalmıştır.

 

1916-1921 TÜRKLERİN GÖÇÜ, Şah İsmail devrindeki perişanlık terk edilmişlik hâkimdir şehre. 300 bin Müslüman Sivas, Yozgat, Kayseri, Adana´ya muhacir olmuşlar. Ayrıca Ruslar şehirdeki ittihatçıları Azerbaycan´a, Sibirya´ya sürmüşler, geride kalanları da kale burcunda idam etmişlerdir.

 

ERZURUM´UN BÂNİSİ KANUNÎ

Erzurum, fetret döneminden 1534´te Kanunî Sultan Süleyman´ın şehri “beylerbeyliği” ilan etmesi, ardından şehri baştan sona imar etmesi ve Erzurum ile İstanbul´u bağlayan bugün “dere yolu” dediğimiz Suşehri-Tokat-Amasya yolunu açması şehirdeki ticarî ve sosyal hayatı canlandırmıştır. Erzurum 1578´de Osmanlı Devleti´nin doğu bölgesindeki askeri kışlak merkezi tayin edilmiştir. Garnizon şehir özelliği Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir. 1967´de 3.Ordu´nun Erzurum´dan taşınması, ardından 1990´da Varşova Paktı´nın dağılması Erzurum´un, stratejik önemini az da olsa kaybetmesine neden olmuştur.  7 Kasım 1864 “Teşkilat-ı Vilâyat Nizamnamesi” ile eyaletler kalktı, Erzurum vilayet oldu. Erzurum vilayeti Kars, Muş, Tunceli, Bitlis, Hakkâri illerinden oluşuyordu. Bu dönemde Erzurum hem Rus ile hem İran ile hudut şehirdi.

 

İran tehdidi ve Rus işgalleriyle her daim karşı karşıya kalan Erzurum, merkezden uzaklığı nedeniyle insanın da “kendi başınalık, bıçkınlık, yiğitlik, serdengeçtilik, kabadayılık” gibi özellikler güçlü bir şekilde kendisini gösterir. Bu haldir ki hem 93 Harbinde hem Birinci Cihan harbinde Erzurum halkı dünya tarihinde çok nadir görüleceği üzere Türk ordusunun yanında dönemin en güçlü ordusuyla dişe diş savaşmıştır.

 

Erzurum Kongresi´ni yaparak “cumhuriyeti kuran şehir” unvanını ziyadesiyle hak eden Erzurum, bu kendi başınalık yüzünden savaş yıllarında kendi milli marşını yazıp okullarda ve törenlerde okumuştur. Mehmet Âkif Ersoy´un İstiklâl Marşı mecliste kabul edilene kadar (12 Mart 1921) söylenen bu marş, Müştak Sıdkı Dursunoğlu´nun yazdığı marştır. Marşın ilk bölümü şöyledir:

 

Tarihler ağlar vatan yanarken,

Eller öz vatanda nara atarken,

Ufukta ümidin nuru batarken,

İlk sesi haykıran yüce Erzurum

Vatanı kurtaran yüce Erzurum.

….

Netice-i kelâm, Erzurum bir şehrin ötesinde vatandır, vatanı kurtaran şehirdir, her anlamda göğe kurulmuş şehirdir. Küçük Asya ile büyük Asya arasına oturtulmuş kapıdır, huduttur, geçittir, kavşaktır, harp meydanıdır. Çok kültürlü yapısıyla Türkistan´ın ta kendisidir.  Yazımı Erzurum´u anlattığım bir şiirimle tamamlıyorum:

ERZURUM

Cengizhan gözlerinde kavlanan mavi demir

Semerkant, Horasan´dan akan coşkun bir nehir

Özge bir devir yaşar her iklim her öğünde

Var mı göğe kurumla kurulmuş başka şehir?

 

Çürük yıldızlar düşer, serkeş olur bu yerde

Çekilmemiştir göğe tülden kumaştan perde

Rahmet meclislerinde pişen kristal kadeh

Palandöken tahtında büyüyen bir şehzâde…

 

Anahtar Kelimeler: YAZISI, ERZURUM, VATANDIR, TÜRKİSTANDIR
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
BAL, BAR, BALIK, BALÇIK (10 Nisan 2018 - Salı)
SIKI KAPANIYORUZ! (22 Şubat 2018 - Perşembe)
İSİMBİLİM (Antroponim) (16 Şubat 2018 - Cuma)
Sayfa:
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Erzurum için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:43 07:28 12:27 14:51 17:09 18:41
-Global ısınma yükselen deniz seviyesi 2050 yılında shangai ve deniz kıyısındaki Çin şehirlerinde büyük sellere neden olacak.bu sellerde 76 milyon kişi evsiz kalacak. -Üzerinde barkodu olan ilk ürün Wringleys marka sakızdır. -Kereviz yerken harcanan ka

İlginç Bilgiler 3
Güvelerin dolaplarınızı istila etmelerini önlemek için, büyükçe bir portakal alın, üzerine kabuğu görünmeyecek kadar sık biçimde karanfil batırın. Bu karanfilli portakalı giyecek dolabınıza ya da sandığın bir köşesine koyun. Böylece güveleri giyecek dolaplarınızdan uzak tutmuş olursunuz.

Güvelerden Kurtulmak İçin