GÖKYÜZÜNÜN MELEKLERİYLE BİR UZUN GECE
Uçak yolculuğunun paradoksa benzeyen bir tarafı var. Sür ‘at, hareket fikrini, rahatlık ve zaman kısalığı yolculuğu ortadan kaldırıyor.
Tarih: 2.1.2017 08:56:54 / 1491okunma / 0yorum
Vahdet Nafiz AKSU

 

 

***

Toprak altımızdan kaydı. Hepimiz birden Lufthansa´nın karnında.— Tevrat´taki Yunus balığının bir başka çeşidi— boşluğa asıldık.

***

Hangi İstanbullu sisli mevsim sabahlarında veya geceleri yatağında o acı düdük seslerini dinlerken az çok şair değildir?

Fakat altı bin metre yükseklikte sis İstanbul sabahlarının ve gecelerinin sisi olmuyor. Etrafımızda hiçbir şey bulunmadığı için hiçbir şeyi uzaklaştırmıyor, silmiyor, değiştirmiyor. Sadece karanlıktan çok başka şekilde aydınlığın inkârı oluyor.

***

Kırk sene evvel biri çıkıp, bu görmüş ve geçirmiş Viyana ovasının, Yeşilköy´ün, Orly ve Corydon´un günde binlerce yolcunun inip kalkacağı, durmadan mendillerin sallanacağı, her türlü dilin ve hasretin konuşacağı hakikî bir liman olacağını söylese idi kim inanırdı?

Fakat bugün bütün dünyada hava limanı diye bir şey var. Hem kendi hususiyetleriyle ve tabir câizse, kendi psikolojisiyle. Bu hususiyetlerin en göze çarpanı, dünyanın her bucağına gidecek yolcuların

aynı saatte hava limanında toplanabilmesidir.

***

Hava limanlarının bir hususiliği de her şeyin çok çabuk olup bitmesine alışmaktan gelen sabırsızlık. Uçak yolculuğunda her şey o kadar çabuk oluyor ve herşey evvelden öyle hazırlanmış ki, eski yolculuklardaki psikolojik zembereklerin işlemesine imkân vermiyor. Belki de işi tam tersine döndürüyor.

«Ah bir kere daha...»nın yerini «aman bir an evvel», alıyor.

***

Asrın başı, şimendifer yolculuklarının, lüks trenlerin, yataklı vagonların birdenbire varılan gürültülü ve aydınlık garlarının, asrın ortası uçağın, onun sessiz geliş ve gidişlerinin hava limanlarının oldu.

Fakat birincisi gibi onun şiiri ve edebiyatı daha yapılmadı. Uçak yolculuğunun ne Valery Larbaud´su, ne de Blaise Cendrars´ı, ne Apollinaire´i ve Paul Morand´ı çıktı. Acaba sür ‘atin

fazlalığı, bahsettiğim yalnızlık ve acele yüzünden insanların azlığı ve muayyen hadlerde kalışı mı buna imkân vermiyor?

***

Hava yolculuğunun kendisine mahsus duyuları ve duyguları ile insanın içine kadar geçen boşluğu, hava limanlarının kendilerine mahsus sıcaklığı ve hüznü, bir tecride çok benzeyen acayip yalnızlığı var.

Boşluğa böyle dalış, bütün alıştığımız şeylerle aramıza giren bu fâsıla bir sar´a gibi vücudumuzu kaplayan bu sarsıntı, onun arasından etrafımıza ve kendimize bakışımız, gece uçuşlarının o değişik manzaraları, Saint Exupery´nin çoban pilotun birinden öbürüne ziyarete gittiği sürülere benzettiği aydınlık şehirler, ay ışığı ve yıldız parıltılarıyla böyle dünyasız karşılaşma elbette geleceğin şairlerine yeni duyguların yolunu açacaktır. (Maalesef açmadı. vna)

***

Elbette bir gün, gece içinde kendi ışıklarıyla başka bir yıldız gibi dolaşmaktaki acayipliği ve harikuladeliği birisi bize anlatacaktır. Çünkü biz sırrı ve şaşırtıcıyı kaybettikçe buluruz ve buldukça kendimizi de buluruz. Şaşırtıcı içimizdedir. Masal, günlük ekmeğimiz olduğu kadar benliğimizin tabiî ifrazıdır.

***

Descartes´in bir uçak yolculuğu yapmış olmasını ne kadar isterdim. «Düşünüyorum, binaenaleyh varım.» sözü bu yolculuğun en iyi tarifi olabilir. Yazık ki insan hayatla ve eşya ile alâkasını kesince düşünce de kendi üstüne çörekleniyor.

***

 

 

Sür ‘atimiz yüzünden bitmeyen bir akşamdı bu. Bir aldanma masalına benzeyen şalı, uçağın azgın boğası üstüne atıldıkça derinlere gidiyor, durmadan zemin ve şekil değiştiriyordu. Nihayet aydınlığın çeşmesi kısıldı ve siyah bir bulutun arkasından kanlı bir göz bize uzun uzun baktı. Son bir ürperişle o da kayboldu ve yerinde kırık bir Mozart kemanını andıran o esmer bulut parçası kaldı. Ve biz kendi ışıklarımız, kendi yorgunluğumuz, menzile yaklaştığımız için yavaş yavaş içimizde canlanan kendi meselelerimizle, yumuşak ve yıldızlı orta Avrupa gecesine daldık.

***

Yukarıdaki bölümleri, Rahmetli Ahmet Hamdi Tanpınar´ın bir makalesinden aktarıyorum. Bu haftaki yazımı, Varlık Dergisinin 1 Ocak 1958 tarihli nüshasında yayımlanmış bu nefis seyahat yazısından alıntılarla kaleme almayı planlamıştım. Yazının sonu daha farklı bir analizle bitecekti.

Ancak, ani gelişen bir program ve bilahare İstanbul´daki menfur saldırı nedeni ile yazının sonunu değiştirmem icap etti. Bu dağınıklık ve belki düzensizliği affetmenizi diliyorum.

***

Yılbaşı gecesi Esenboğa Havalimanındaydım. Yolcu olarak değil.  Kıymetli Genel Müdürümüz Funda Ocak Hanımefendi, her zamanki şefkat ve hassasiyetiyle “Vatandaşlarımız rahat ve güvenli yolculuk etsinler diye yüzlerce arkadaşımız havalimanlarımızda 7/24 mesai sarf ediyorlar, gidip onlara moral verelim, hal hatırlarını soralım” dediler, fakirin de bulunmamı nezaketle tensip ettiler, kalkıp gittik.

*

Saat 22.30 civarı Esenboğa hava trafik kontrol kulesine vardık. Nöbetteki arkadaşlar genel müdürlerini yanlarında görünce gerçekten çok mutlu oldular. Ekmeklerini, aşlarını, çaylarını bizimle bölüştüler.

Oradan Türkiye Hava Trafik Merkezine geçtik. İleri teknoloji ile donatılmış, uzay üssü gibi bir mekân. Onlarca personel. Gökyüzünün dijital otoyollarını kullanan binlerce uçağı kusursuz bir şekilde sevk idare eden arkadaşları hayranlıkla takip ettik.

Onlarla hoşça vakit geçirirken, İstanbul´daki hain saldırının haberini aldık. Neşemiz yasa dönüştü. Sabaha yakın Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan Bey, Esenboğa Havalimanı İtfaiye ve Karla Mücadele Merkezini ziyaret etti.

***Serhat Karsın bu yiğit evladı hüzünlüydü, ama asla umutsuz ve yılgın değildi. İstanbul´daki menfur olayı yolda öğrenmişti, ilk açıklamasını burada yaptı. Az ama öz konuştu, milletin derin infialine tercüman oldu, Devletin vakur kararlılığını dile getirdi. Dedi ki : "Ne yazık ki gece yarısı İstanbul´daki terör olayı, terörün kirli, kanlı, şerefsiz yüzünü bu akşam bir kez daha gösterdi. 35 cana kastetmek nasıl tarif edilir, nasıl açıklanabilir."

Biz de ülkemizi karıştırmaya yönelik bu feci cinayeti infial ile karşıladık. Cenabıhak, ülkemizi, milletimizi bu gibi musibetlerden muhafaza eylesin. Birlik ve dirliğimizi bozmasın. Devletimize zeval vermesin. "Oğul da neylesin baba ölüp mal kalmasa. Baba malından ne fayda başta devlet olmasa..."

Anahtar Kelimeler: GÖKYÜZÜNÜN, MELEKLERİYLE, UZUN, GECE
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Bunu Gerçekten Yapabiliriz (11 Eylül 2018 - Salı)
Ah Şu İçimizdeki Tramp´lar (04 Eylül 2018 - Salı)
Şen Ol Köyüm Şen Ol Sende Nem Kaldı (28 Ağustos 2018 - Salı)
Bir Savaş mı Bu? (14 Ağustos 2018 - Salı)
Tuğlanın Altındaki Karıncalar (08 Ağustos 2018 - Çarşamba)
Bugün Şehrimiz İçin Ne Yapacağız (31 Temmuz 2018 - Salı)
Kurucu Şehir Olmanın Haklı Gururu (24 Temmuz 2018 - Salı)
Vereceğimiz Bir Can, Vatana Millete Kurban! (16 Temmuz 2018 - Pazartesi)
MANŞETLERE YAKIŞAN ERZURUM (25 Haziran 2018 - Pazartesi)
Seçen Seçilen İlişkisi (28 Mayıs 2018 - Pazartesi)
Tabanıyassızadeler… (26 Mayıs 2018 - Cumartesi)
Gülleri Soldu, Bülbüller Perişan (01 Mayıs 2018 - Salı)
Erzurum´un Seçimi (24 Nisan 2018 - Salı)
Erzurum Lisesi´ni Nasıl Bilirdiniz? (16 Nisan 2018 - Pazartesi)
Kaplıcada Erzurum´u Düşündüm (26 Şubat 2018 - Pazartesi)
GÜL KOKLUYOR EL BURUNLAR (02 Ocak 2018 - Salı)
İÇİMİZDEKİ KUDÜS (18 Aralık 2017 - Pazartesi)
Dilsiz Şeytan Olmamak Lazım… (12 Aralık 2017 - Salı)
AKILLI TELEFONUMU SEVİYORUM (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
Ah Şu Metal Yorgunları (14 Kasım 2017 - Salı)
AK Partideki Değişim İradesi (31 Ekim 2017 - Salı)
MÜFTÜ KIYSIN NİKÂHIMI… (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Ordun Seferde İse Eğer… (16 Ekim 2017 - Pazartesi)
SİYASET VE DEĞİŞİM… (09 Ekim 2017 - Pazartesi)
Gıda Sanayii Hep Gündemimizde Olmalı (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Gidip Şu Musul´u Alalım! (19 Eylül 2017 - Salı)
BİZİM BİR HALİSE TEYZEMİZ VARDI... (28 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Ürünsüz Şehir, Yarınsız Şehir (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
SOHBET OLA BERİ GELE (31 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Bu Türkiyeliler Garipleri Dövücüler midir? (10 Temmuz 2017 - Pazartesi)
İL BAŞKANI (19 Haziran 2017 - Pazartesi)
EFKAN ALA´YA YENİ GÖREV BEKLİYORUZ (29 Mayıs 2017 - Pazartesi)
ERZURUM SOSYAL MEDYA ATÖLYESİ (22 Mayıs 2017 - Pazartesi)
ERZURUM KİTAP FUARI (08 Mayıs 2017 - Pazartesi)
EĞİLMEZSEN, GÖLGEN BİLE DİK OLUR! (01 Mayıs 2017 - Pazartesi)
ERZURUMLUNUN ELİ TUTULMAZ… (24 Nisan 2017 - Pazartesi)
SANDIK MÜBAREK BİR KUTUDUR! (17 Nisan 2017 - Pazartesi)
EVET´İN GÜÇLÜ AYAK SESLERİ… (14 Nisan 2017 - Cuma)
ERZURUM NEREYE, NASIL, NE ZAMAN? (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
ÇANAKKALE GEÇİLEMEDİ, GEÇİLEMEYECEK! (20 Mart 2017 - Pazartesi)
NARMAN´IN PERİ KANATLARI (06 Mart 2017 - Pazartesi)
 EVET (27 Şubat 2017 - Pazartesi)
NEREDEN ÇIKARDIN ŞU ÇOBAN MESELESİNİ? (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
İNSAN NASIL ÖLÜR BİLİR MİSİNİZ? (06 Şubat 2017 - Pazartesi)
ERZURUM´UN TEŞVİKLE İMTİHANI (30 Ocak 2017 - Pazartesi)
RAFLARDAKİ ERZURUM (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
ŞU HEMŞEHRİ SERMAYE HALA NAZLANIYOR MU? (26 Aralık 2016 - Pazartesi)
Ankara´da Bir Dost Yemeği (12 Aralık 2016 - Pazartesi)
8 ARALIK´TA ERZURUM GÜNLERİNDE BULUŞALIM (05 Aralık 2016 - Pazartesi)
DİYANET ERZURUM İSLAM AKADEMİSİ (28 Kasım 2016 - Pazartesi)
Sayfa:
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Erzurum için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:43 07:28 12:27 14:51 17:09 18:41
Mide asidiniz bir jileti eritebilecek güctedir.

İlginç Bilgiler 6
Kek hamurunun piştikten sonra kalıptan rahat çıkması için 10 dakika bekletin. Fırına sürdüğünüz kek kalıbının yanmasını önlemek için kalıbın altına biraz tuz koyabilirsiniz.

Hamur İşi Tarifleri İle İlgili Püf Noktaları