Orhan Yıldırım

Tarih: 29.12.2023 20:30

AT SURATLI NERİMAN

Facebook Twitter Linked-in

KÖYDE herkesin çekindiği kadındı At Suratlı Neriman. Kaynanalar, analar, görümceler, gelinlik kızların yanı sıra genç erkekler, hastalar, sakatlar, çocuklar At Suratlı Neriman’ın ismini besmelesiz ağızlarına almazlardı. 

Göbeğine kadar sarkmış iri memeleri, iri kemikli kısa boyu, erkeğe benzer sesi ve kişnemeyi andıran gülüşüyle At Suratlı Neriman daha bebekken dikkatleri üzerine çekmiş. Ata benzeyen siması kısa sürede köyde ve civar köylerde duyulmuş. Ölmüş büyükannesinin ismi verilen Neriman kısa zamanda büyüyüp dillenmiş. Ata benzeyen yüzü, ve alnın ortasındaki akmaya benzeyen siyah leke ile lakabını hak ediyordu. Köy okulunda okurken at suratlı görünü nedeniyle herkes Neriman’la dalga geçiyordu. Okulda yaşıtlarına göre daha geç okumayı söktü. Okula gitmek istemiyordu. Babası Halim Çavuş, “Kızımı okutacağım. Benim gibi, anası gibi cahil kalmasın” diyerek Neriman’ı zorla da olsa okutmuştu. İlkokulu bitirdikten sonra At Suratlı Neriman, tarla ve ev işlerinde annesine yardım ediyordu. Mecbur kalmadıkça dışarı çıkıp yaşıtlarıyla oynamıyor, komşu gezmelerinde annesine eşlik etmiyordu. Aynalara da küsmüştü. Kendisiyle evlenen olmadığı için evde kalmıştı.Kendisine At Suratlı Neriman lakabını taktıkları için komşularına, arkadaşlarına, akrabalarına, köylülerine hınç besliyordu.Madem köylüleri daha doğduğunda kendisine lakap takıp hayatını zehir etmişti, Gelinkayalardaki yatır üzerine yemin ederek köydeki herkese lakap takıp, bütün aleme rezil edecekti. 

Harman mevsimi sonlarında Erzurum’dan 70 kilometre uzaktaki köye arabamla akraba düğününe katılmak için gittim. Tozlu köy yolunun kenarındaki tarlada çalışan başı örtülü bir kadının yanında arabamı durdurup Tahsin Dayı’nın evinin yerini sormak için, “Bacım kolay gelsin.” dedim. Serin havada başını kaldırıp, terlemiş yüzünü saklayarak, soğuk bir ifade ile,”Sağol. Buyur, bir şey mi diyecektin” diye sordu. Bir suç işlemiş gibi utanarak,”Bacım, bu köyden misin? Tahsin Dayı’nın evini soracaktım.” diye karşılık verdim. Baktığı yerden başını kaldırıp yüzüme kısa bir süre bakınca gözlerime inanamadım. At kafalı bir insan. Sanki bir atla konuşuyordum. Evet bir atla. Ama bu bir insandı. Hem de bir kadın. Böyle bir şey imkansızdı.” Terlemiş at yüzü, uzun kirpiklerinin altındaki iri siyah gözleriyle, gözlerimin içine bakarak,”Gıllo Tahsin’i mi? Yoksa camış yıkan Tahsin’i mi soruyorsun?” Hangisinin Tahsin Dayı olduğunu bilmiyordum. Çünkü Tahsin Dayı’nın lakabının olup olmadığından haberim yoktu. “Bacım, karısının ismi Nazire, bugün oğlunun düğünü olanı” sordum deyince, “Terlik Nazire’nin kocası Gıllo Tahsin’i soruyorsun sen. Yolu takip et. Köy meydanından aşağıya sağa dön. Çeşmenin önündeki mavi tırhıçlı ev Gıllo Tahsin’in evi. Haydi de get yoluna” sözlerini alaylı üslupta söyledi. Tekrar tarladaki işine devam etti. 3 dakika sonra Tahsin Dayı’nın evinin önündeydim. Arabayı evin önüne park edip, şaşkınlık ve gülme eşliğinde Tahsin Dayı’nın evinin kapısından içeri girdim. Gece düğün olacağı için evin kapısı açıktı. Dışarıda kara lastikler, yırtık eski, boyasız ayakkabılar rast gele çıkarılmıştı. Selam verip erkeklerin oturduğu odaya girdim. Tahsin Dayı ve diğer konuklar ayakta karşılayıp makatın başköşesine beni oturttular. Şehirden gelen misafir azizdi. Kısa bir hoşbeşten sonra Tahsin Dayı’ya biraz önce yaşadığım olayı ve karşılaştığım bayanın ata benzeyen simasını kendime saklayarak, anlattım. Tahsin Dayı ve odadakiler hep bir ağızdan güldüler, aralarında fısıldaşmaya başladılar. Tahsin Dayı derin bir iç çekip,”Metin yeğenim, At suratlı Neriman’a adres sormuşsun. Köyümüzün en renkli, en musibet, en komik, en çok kendisinden korkulup, çekinilen kadınına denk gelmişsin.”,” Nasıl yani.” diyerek Tahsin Dayı’nın sözünü kestim. Karşı duvarın 

dip tarafta yerde kalın bir minder üzerinde bağdaş kurup oturmakta olan 70 yaşındaki sakallı, kambur Akif dede söze girerek,”Ola gardaş bu kadın bir afet. Elimizde büyüdü. 35 haneli 200 nüfuslu köyde, eşiğinden, beşiğindeki herkese bir lakap taktı. 30 yaşına kadar Akif olarak tanınan ben bu kadın sayesinde namım‘Eşek ısıran Akif ‘e çıktı.” Bu sırada Tahsin Dayı’nın yanında oturmakta olan orta yaşlardaki ‘Böcek Fazıl’ ‘Eşek ısıran Akif’e takılarak, “Ağabey, muhtarın o pis kokulu yaşlı eşeğini ısırmanı bir anlatsana. Anlat da o da biraz tanısın senin ne gibi bir herif olduğunu.” Eşek ısıran Akif, birden asabileşerek elinin tersiyle ‘hadi oradan’ diyerek, konuşmasını yarıda kesti. 

Cami imamı olduğunu belirten Sırrı Hoca, çekmekte olduğu oltu taşı tespihini makatın üzerine bırakarak,”Dinimizde lakap takmak, iftira atmak günah. Tamam, köylerde, kasabalarda küçük yerleşim birimlerinde aileler, kişiler fiziksel özellikleri, meslekleri ya da yaşadıkları ilginç olaylara göre isimlendirilirler. Allah iyi etsin bu kadını, köydeki herkese lakap taktı. Bu muhtereme bana bile lakap taktı.”Tahsin Dayı yüksek sesle gülmeye başladı. Sırrı Hoca,”3 yıldır bu köyde imam hatibim, herkes ‘Hocam’ diyerek izzet ve ikramda bulunurken bu muhtereme bana da lakap taktı. ‘Leylek imam…’, Tahsin Dayı, imamın konuşmasına müdahale ederek,”Yeğenim, bizim caminin minaresinin yanındaki elektrik direğine leylekler yuva yapmış. Allah razı olsun, hocamız da leylekleri, yuvalarında ürkütmemek ve rahatsız etmemek için ezanı hoparlörden okumak yerine minareden alçak sesle okumaya başlayınca, At Suratlı Neriman’da hemen bu olayın ardından Sırrı hocamızı, ‘Leylek imam” yaptı. 

At suratlı Neriman’ın teyzesinin oğlu olduğunu belirten 20 yaşlardaki Hamza,”Valla ezemin kızı. Bizden çok büyük ama ondan babamda, anamda, bende çekiniyoruz. Sadece biz değil bütün köylü çekiniyor. Ola zalım, haydi komşulara, öğretmene, imama, çevre köylerdekilere lakap taktın anladık. Bari ezen oğlu Hamza’ya lakap takmasaydın. ‘Tüysüz Hamza’. Aha hepinizin de gördüğü gibi köse değilim. Ama lakabım Tüysüz Hamza’ oldu. Sakalım geç çıktığı için bu lakabı takmış. Ezemin kızı deftere, kitaba etiket yapıştırır gibi herkese lakap yapıştırıyor. Allah sonunu iyi etsin. “ 

Atatürk Üniversitesi’nde ziraat fakültesinde öğrencisi olan İbrahim, kısa bir öksürükten sonra,”Metin Bey, saçlarımın kıvırcık olması ve üniversite öğrencisi olmamla birlikte benim de lakabım oldu. Bu musibet ablamız bana da ‘Maydanoz’ lakabını taktı. Ne varsa dilinde var. Kalbi temiz olduğu için kimse de bugüne kadar kendisiyle ne kavga etti ne de suç duyurusunda bulundu.” dedi. 

Bu sırada odanın ortasına yer sofraları kuruldu. Etli bulgur pilavı, su böreği, ayran çorbası, salata ve baklavadan oluşan düğün yemeğinde de At Suratlı Neriman’ın sohbeti koyu bir kıvam aldı.Yemekten sonra köyün gençleri kıtlama şekerli çayları getirdi. Limonlu çayın birisi gidip diğeri geldi.Sarma tütün ve sigaralar eşliğinde çay faslı sona erdi.Kapısı açık bulunan odanın içerisi sigara dumanından göz gözü görmüyordu. 

’Kıstik Murat’ elinde iri sarı taneli kehribar tespihini şaklatarak, “Aslında hepimizin mustarip olduğu bu konudan gizli de keyif alıyoruz. Akşam eve gidince herkes karısıyla, kocasıyla bugün At suratlı Neriman kime ne lakap takmış diye soruyoruz. Kimisi dank diye yerine oturmuş kimisi ise sırıtmış diye yorumda bulunuyoruz. Çocukken, Almancı Kerim ağabey yarıya kadar içtiği Marlboro sigarasının izmaritini yere atmıştı. Ben de merak edip izmariti içtim. Ulan nerden haber aldı, nasıl gördü ya da kimler iletmişse ertesi gün At Suratlı Neriman abla bana,”Kıstik Murat” neydirsen, demez mi? Ağabey yenimde dondum kaldım. Karım bile bana kızdığı zaman,’Kıstik Murat’ demiyor mu çıldırıyorum. İlçede, şehirde bile lakabımız anında duyuluyor” 

Öğretmen Celal Bey, At Suratlı Neriman’ın köyün beşeri, kültürel zenginliği olduğunu dile getirerek, “Bu lakap işi aslında komik gibi görünse de aslında çok güzel bir olay. Hoşgörü kültürünü yansıtıyor.” Deyip, çayından bir bardak yudumladıktan sonra,”Ne çabuk unuttunuz Neriman abla’nın gazetelerdeki röportajını. Üç, dört yıl önce bu lakap takma nedeniyle köyümüze gelip Neriman abla ile fotoğraflı röportaj yapmıştı. Gazetenin o sayısı hala arşivimde saklı. ‘Hoşgörünün köyü’ manşetiyle tam sayfa yayımlanmıştı bu röportaj gazetelerde.” 

60 yaşlarında süt sığırcılığı yapan Dana Nihat, sararmış dişlerinin arasından sırıtarak, ”Geçen yıl oğlumu aşağı köyden nişanladım. Yengenize bir gün,’Maşallah gelinim çok güzel. Melek gibi, dünyalar güzeli bir kız. Bu At Suratlı Neriman’a git. Bir tane ahırdaki danalardan birisini hediye et. Kendisine de, gelinime lakap yapıştırmasın ricasında bulun’ diye gönderdim. Eksik etek yengeniz,”Neriman abla, nasipse bu güz Osman’ı aşağı köyden, Yazıcızadelerin kızı Nalan ile evereceğiz. Kurbanın olayım. İlk gelim olacak bu dünya tatlısı kıza bir lakap takma olur mu? Bak sana bir dana getirdim. Hediyem olsun. Ananın ak sütü gibi helal olsun” demiş. At Suratlı Neriman’da, “Anam ben niye lakap takayım elin sabisine. Önceki yıl bir düğünde Düttüemmigilin sıçan Nalan’ı görmüştüm.” 

Düğüne saatine kadar At Suratlı Neriman’ın lakap taktığı köylüler ile sohbet etti. Düğün sonrası gece arabayla eve döndüm. Ertesi sabah Tahsin Dayı, iş yerimden telefonla beri arayarak,”Tırro” zne yapıyorsun. Şaşırdım, kaldım. Tahsin Dayı ne, ‘tırro’su’ ne diyorsun Allah aşkına anlayamadım. Gece benden sonra düğünde alkol mü aldın? Ne söylediğini kulağın işitiyor mu?” sözlerimi dinledikten sonra,”Yeğenim, tabiî ki ne söylediğimi biliyorum. Sarhoş da değilim. Adres sorduğun At Suratlı Neriman sabah hayırlı olsuna geldiğinde, dün mavi arabasıyla ”Tırro’ seni soruyordu. Akraban mı? Kibar birisine benziyordu ama tırroydu. 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —