Yığınlarca problemleri olan toplumuz. Osmanlı toplum yapısı durağanlığa girdiği günden beri, sosyal, kültürel, ekonomik ve ahlaki buhranlarımız sayılamayacak kadar çoğaldı.
Zihnimiz allak bullak oldu. Problemleri çözme azmindeki aydınlar toplumsal problemlere doğru cevap veremeyince halktan koptular.
Artık halk bir dünyada, aydın veya münevver başka bir dünyada yaşar oldu.
Toplumun içine düştüğü bu durum; enerjisinin boş yere harcanmasıyla sonuçlandı.
Yöneticiler; halka tepeden bakmakta, aydın halk zıtlaşması alabildiğine artmakta mağlubiyetlerin ardı arkası kesilmemektedir.
“Aydınların” beyaz dediğine “halk” siyah demekte, kültürde, musikide, sanatta, ekonomide ve sosyal hayatta tezatlar birbirini takip etmektedir.
Tanzimatla başlayan bu zıtlaşma ne yazık ki Abdülhamit ile İttihatçılar, Yeni Osmanlıcılar arasında şiddetini giderek artırmış, ne yazık ki bu tartışmalar Abdülhamid-Atatürk- İnönü'nün isimleri etrafında günümüze kadar ulaşmıştır.
Özellikle 1950 sonrası başlayan tartışmalar 2000'lerin başında dozajını ne yazık ki hesaba gelmeyecek bir şekilde artmıştır.
Osmanlı toplum hayatı; sosyal, ekonomik, ideolojik ve etnik olarak birbirinden kopmuş, bir tarafta azınlık halindeki “aydınlar” diğer tarafta sahipsiz teşkilatsız “halk yığınlarını” kavgalı hale getirmiştir.
Etnik, ekonomik ve ideolojik farklı zümrelerin ve toplumların bize düşmanlığını anlayabiliriz
. Ama insanımızın ve aydınımızın kendi kendine düşman olmasını anlayışla karşılayamayız.
Ancak yukarıdakileri söylemek yetmez çünkü “dert bizde deva bizde” ifadesinden yola çıkarak bu tezatları çözmeliyiz.
İki asırdan beri devam eden halk, yönetici ve aydınlarımızın dramını çözmek mecburiyetindeyiz.
Devam Edecek
