Bayram sabahları diğer sabahlara benzemez.
Alarm çalmaz, ama insan yine de erken uyanır.Sanki içimizde eski bir saat var da, yılda iki kez kendiliğinden kurulur. Sokak daha sessizdir, hava daha temizmiş gibi gelir.Aynı şehir, ama başka bir ruh.
Bayram, takvimde bir gün değil; bir hatırlayıştır aslında.
Unuttuklarımızı, ertelediklerimizi, söylemeye cesaret edemediklerimizi kapıya getirir. Kapı çalar. Ve o kapıyı açıp açmamak bize kalır.
Çocukken bayram başka bir şeydi.
Yeni alınan kıyafetlerin o garip mutluluğu, sabah erkenden hazırlanmanın heyecanı, büyüklerin elini öperken duyulan hafif utangaçlık… Şekerlerin tadı bile farklıydı sanki. Belki de mesele şeker değildi; beklemekti. Beklenen şeyler daha kıymetli olur çünkü.
Büyüdükçe bayramın şekli değişir.
Ama özü değişmez.
Sadece biz fark etmeyi bırakırız.
Bayramın en sessiz tarafı barıştır. Kimse yüksek sesle söylemez ama herkes bilir: O gün küs kalınmaz.O gün “ama”lar, “çünkü”ler biraz geri çekilir. İnsanlar birbirine bir adım yaklaşır. Belki tam çözülmez meseleler ama yumuşar. Bayram, çözmekten çok hatırlatır: Kırgınlık kalıcı olmak zorunda değildir.
Bir de bayram sofraları vardır.
Sadece yemek değildir o masa. Anıların, hikâyelerin, susuşların toplandığı bir yerdir.Herkes aynı anda oturur. Aynı ekmek bölünür. Aynı çaydan içilir. O masa, gün içinde herkesin dağıldığı hayatları kısa bir süreliğine bir araya getirir.
Ve kapılar…
Bayramda kapılar daha çok çalınır.Komşular, akrabalar, belki uzun zamandır görüşülmeyen insanlar… Kapıyı açtığında sadece birini karşılamazsın; geçmişi de içeri alırsın. Eski bayramları, eski sesleri, eski gülüşleri.
Ama zamanla bir şey değişti.
Kapılar biraz daha az çalınır oldu. Mesajlar, aramaların yerini aldı. “Bayramınız kutlu olsun” cümlesi daha hızlı, daha pratik hale geldi. Ama belki biraz da eksildi.Çünkü bayram sadece söylenen bir cümle değil, yaşanan bir temastır.
Yine de tamamen kaybolmuş değil.
Hâlâ bir yerde bir çocuk bayram sabahı heyecanla uyanıyor.Hâlâ bir anne sofrayı özenle hazırlıyor. Hâlâ bir büyük, kapının çalınmasını bekliyor. Bayram hâlâ var. Sadece biraz daha dikkatli bakmak gerekiyor.
Belki de bayramın asıl anlamı şu:
İnsan olmayı yeniden hatırlamak.
Koşuşturmanın, hesapların, kırgınlıkların arasında unuttuğumuz o basit şeyi…Birine iyi gelmenin, birinin yüzünü güldürmenin, bir anlığına durup gerçekten orada olmanın değerini.
Bayram, hayatın bize verdiği kısa bir mola gibi.
“Dur” diyor.
“Bak etrafına.”
“Kimler var hâlâ yanında?”
Ve belki de en çok şunu soruyor:
Kapını çalan hatırlayışı içeri alacak mısın?


