Bazen hiçbir şey yoktur ortada.
Hava normaldir. Telefon suskundur. Takvim sıradandır.
Ama içimizde bir gerilim teli hafifçe titreşir.
Adını koyamayız. “İçime doğdu” deriz. “Garip bir his var” deriz. En çok da şu cümleyi kurarız:
“Bir şey olacakmış gibi.”
Bu cümle tuhaftır.Çünkü içinde hem korku hem umut barındırır. Bir felaket de olabilir o “şey”, hayatı değiştirecek bir fırsat da. Belirsizlik iki tarafa da açıktır. Ama beden genelde kötüye hazırlanır. Kalp biraz hızlı atar. Omuzlar hafif gerilir.Zihin olasılık listesi yapmaya başlar.
İnsan beyni boşluk sevmez. Belirsizliği doldurmak için tahmin üretir. Aslında bu hayatta kalma mekanizmasıdır. Atalarımız çalıların arasındaki hışırtıyı “rüzgâr” diye yorumlasaydı belki sorun olmazdı ama “tehlike olabilir” demek daha güvenliydi. Beyin hâlâ aynı çalışır.Ortada veri yokken bile senaryo kurar. Hatta veri yoksa daha çok kurar.
Ama işin ilginç tarafı şu:Bu his her zaman irrasyonel değildir. İnsan sandığından daha çok şeyi fark eder.Bir bakışın süresi, bir cümlenin tonundaki değişim, birinin normalden kısa cevap vermesi… Bilinç bunları tek tek analiz etmez ama toplar. Sonra ortaya şu çıkar: “Burada bir şey değişiyor.”
Belki de “bir şey olacakmış” hissi, fark ettiğimiz ama henüz kabullenmediğimiz değişimlerin öncülüdür.
Bazen bu his bir ilişkinin sonuna yaklaşıldığında gelir.Ortada kavga yoktur ama bir mesafe vardır.Kelimeler eskisi kadar kolay değildir. İçimizde o ince alarm çalar. “Bir şey olacak.” Aslında olan şey, çoktan olmaya başlamıştır.
Bazen iş yerinde olur.Odaya girerken hava farklıdır. Toplantılar uzundur. Cümleler yuvarlaktır. Kimse açık konuşmaz ama herkes bir ihtimali düşünür. O belirsizlik, saate bakma sıklığını artırır. Gün uzar. Çünkü gelecek henüz gelmemiştir ama zihin onu prova etmeye başlamıştır.
Bu his sadece kişisel değildir; toplumsaldır da. Büyük olaylardan önce insanlar benzer cümleler kurar: “Sanki bir kırılma olacak.” Ekonomik dalgalanmalar, seçim dönemleri, küresel krizler… Haber başlıkları, sosyal medya akışı, konuşmalar…Hepsi görünmeyen bir gerilim üretir. İnsan tek başına değil, kolektif olarak da bir şey olacakmış gibi hissedebilir.
Ama dürüst olmak gerekirse, bu hissin büyük kısmı gerçekleşmez. Hayat çoğu zaman dramatik bir dönüş yapmaz.Gün normal biter. Telefon çalmaz. O beklenen cümle gelmez.Ve biz hafifçe rahatlarız. Ama bir yandan da garip bir hayal kırıklığı olur.Çünkü insan zihni belirsizlikte yaşamakta zorlanır ama kesinlikte de huzursuzdur. Bir şey olacakmış hissi, en azından bir hareket vaadi taşır.
Belki de bu his, modern hayatın yan etkisidir.Sürekli uyarı, sürekli bildirim, sürekli “son dakika”. Dünya hızla değişirken durağan kalmak anormal görünür. Bu yüzden sakin bir gün bile bize fırtına öncesi sessizlik gibi gelir.Oysa bazen sessizlik gerçekten sadece sessizliktir.
Fakat bir ihtimal daha var. Belki de o his, dışarıdan değil içeriden gelir. İçimizde bir karar büyüyordur.Uzun zamandır ertelediğimiz bir konuşma, vermekten kaçındığımız bir karar, değiştirmek isteyip cesaret edemediğimiz bir düzen.Bilinç bunu bastırır ama beden bilir. “Bir şey olacak” derken aslında “ben bir şey yapacağım” demeye yaklaşıyoruzdur.
İnsan bazen kendi dönüşümünü dışsal bir olay gibi hisseder.
Ve en tuhafı şudur: Gerçekten büyük değişimler çoğu zaman gürültüyle gelmez.Öncesinde uzun bir sessizlik vardır. O sessizlikte içimizde bir cümle dolaşır.Mantıklı değildir, kanıtlı değildir ama nettir.
Bir şey olacakmış gibi.
Çoğu zaman hiçbir şey olmaz.
Bazen küçük bir şey olur.
Nadiren büyük bir şey olur.
Ama o his, her seferinde bize şunu hatırlatır:
Biz geleceği beklerken bile, aslında onun içinde yaşamaya başlamışızdır.
Belki de mesele olacak olanda değil,
beklerken kim olduğumuzdadır.
