Abdurrahman ZEYNAL


BU TATLI DİLLİ İNSANLARI TANIDIM

Aklım kesmeye, çevreyi tanımaya başladığı yıllardı. Kafkas'ların, Allahu Ekber'lerin, Sakarya'ların çileli yetimlerini tanıdım.


 

Aklım kesmeye, çevreyi tanımaya başladığı yıllardı. Kafkas'ların, Allahu Ekber'lerin, Sakarya'ların çileli yetimlerini tanıdım.

Köy odalarında köyün muhtelif mekanlarında bizlere nasihat eden Yusuf, Pehlül, Nuh, Fevzi Çavuş ile Muharrem, Hakkı, Hüsnü, Nurettin ve daha pek çok büyüğümüz bizlere hayata dair, millete dair o kadar güzel şeyler anlattılar ki ruhumuzun derinliklerinde iz bırakarak dünyalarını değiştirdiler.

İlk, orta ve lise eğitimimiz süresince çok değerli öğretmenlerimiz vatan, millet, devlet, bayrak sevgisini o muntazam dil anlatımlarıyla bizlere örnek oldular. Ömer Seyfettin'i, Yahya Kemali, Namık Kemali, Mehmet Akif'i hep onlardan öğrendik.

Akkuş Çayevi bende derin izler bıraktı. Osmanlıyı görmüş son kuşak yaşlı amcalar oturup sohbet ederken can kulağıyla onları dinler beynimde oluşan sorulara cevap bulmaya çalışırdım. Tabi Muhtar Rüstem amcayı sonraki muhtar Rıfat amcayı hayırla anmak gerekir.

Çağlayan Mahallesinin muhabbetine doyamadığım çay evinin sahibi Narmanlı Aziz Akkuş amcaydı. Özellikle genç, yaşlı herkesin çay içtiği, muhabbet ettiği yerdi. Çayevinin müdavimleri arasında kaportacı Hüseyin Okumuş usta, Muhtar Rüstem Öztürk, Ağa Emi, Paşa Dede, Abdurrahman Amca, Yarmıcıklı Hacı Nuri, Hospirikli Aziz Dede, Haşim Dede hatırımda kalmış isimlerdi..

Yaşları 70-80 arası olan bu dedelerimiz acı, tatlı günleri görmüş, Ermeni zulmünü yaşamış , açlığı, yokluğu tatmış, göç yollarının masallarıyla büyümüşlerdi. Ayaklı tarihtiler. Osmanlıyı gören son kuşaktılar.

Sohbetleri müthişti. Argo kelime asla konuşmazlardı. Konuşurken bir birlerinden izin ister, ulu orta konuşmaz, boş laf etmezlerdi. Hoş olmayan bir cümle kullanacakları zaman "sözüm meclisten dışarı" gibi latif ifadelerle meramlarını düzgün Türkçe ile anlatırlardı.

Askerlik hatıralarını, alimlerden duyduklarını, bildikleri halk hikayelerini anlatır, bizlere öğüt verirlerdi. Ümmiydiler lakin feraset sahibi idiler. Hani şairin dediği gibi, "belli söz bilmeyiz ama , biraz irfanımız vardır" ifadesi bu dedelerimiz için söylenmiş gibiydi. Fuzuli'den, Nedimden, Alvarlı Efeden gazeller okurlardı.

İlerleyen yıllar öğretmen olmuş artık öğrencilerimizle ilgilenmekteydik. O büyüklerden dinlediğim anıları yer yer öğrencilerimle paylaşır oldum. Bu arada Erzurum'un eşrafları, esnafları ve ustalarıyla tanıştım.

Bu arada bizlere ağabeylik yapan Rahmeti Rahmana kavuşan Hamdi Kalyoncu, Yusuf Ziya Özkan, ankaralı Ömer Vural ağabeyilenin verdikleri bilgilerde hayatımıza ışık olmuştu.

Tornacı Hakkı Usta, Kaportacı Halit ve Samet Ustayı tanıdım. Oto yedek parçacılardan İsmail Türk, İsmet Yalçın ve diğerlerinin muhteşem tatlı sohbetlerini dinlerken batı ve doğu klasiklerini kendi aralarında müzakere ederlerken "hoca iyi dinle" tenbihinde bulunmayı ihmal etmezlerdi.

Erzurumun en güzel insanlarından Orhan Noyan Amcayı, Baki Akçay ağabeyimizi, Osman Ahlat Amcayı, Terzi İhsan Hattatoğlunu dinlerken o edep misali konuşmaları, nasihatleri unutulacak cinsten değildi.

Boyacı İsmail Ustayı, Gömlekçi Hatem Usya, Cici Burun Ahmet Amcayı, kültür insanı Sebahattin Bulutu dinlemek insana zevk verirdi.

Evet dostlar tüm bu güzel insanları tanıdım. Bunlar halk adamıydı. Lakin ben onların ağızlarından kötü söz, hakaret içeren cümle ve argo kelimeleri hiç ama hiç duymadım. O tarihlerde yüksek sesle konuşmak, argo konuşmak edep dışıydı.

Evet dostlar bu vesileyle tüm ahrete intikal etmiş bu güzel insanlara rahmetler diliyorum. Makamları cennet olsun.....