1965-1970 arası köyler kalabalık, henüz şehre göç başlamamıştı. Köylerin kışın tadı başka, baharda başkaydı. Yazın geldiği yüzlerden belli olur sonbahar okullarla başlardı.
Köy çocukları tıpkı Bingöl Çobanları gibi çobanlık yapar, Haziranda başlayan herk etmede hodaklıkta yarışırlardı. Hele akşamüzerleri serin havada Daphan’ın engin düzlüklerinde boyunduruk üzerinde söyledikleri yanık türküler, birbirlerine karşı söyledikleri maniler işin tadı biberi veya balı olurdu.
Güneşin batımından kısa süre sonra öküzler boyunduruklarından açılır majgallar hayvanları otlatmaya, karınlarını doyurmaya götürürken geride kalan majgal ve hodaklar kotanın açtığı hagosta toprak yataklarını hazırlar, çarıklarını ıslatıp içine yeşil ot doldurduktan sonra toprağa gömer işte o toprakta yastıkları olurdu.
Hagosta gözlerini kapayanların yanında top atsan uyanmazlar, sabahın belirlenmesiyle birlikte öküzleri otlatmadan gelen majgal tarafından uyandırılan hodaklar uyku mahmurluğuyla öküzleri boyunduruğa bağlayıp kotana koşarlardı.
Uyku sersemliğini üzerinden atamayan hodaklar majgalların attığı kerseklerle dövülmüş olur lakin neşeyle ho ho diyerek etrafa neşe saçarlardı.
Güneş kuşluk vaktine geldiğinde hayvanlar açılıp otlatılmaya bıraktıkları zaman büyük gav çanaklar suyla çalkalanır, sitilde veya gudi içindeki koyun yoğurtu dökülür, küzelerde soğumuş olan suyla önce çalkalanır sonra içine tereyağından yapılmış keteler doğranır, altı yedi kişi tahta kaşıklarla sabahın ilk yemeğini yerken ne üzüntü, ne keder bu mutluluk hepimize yeter dercesine fetirli çalkama bitirilirdi.
Artık gözler öğlede sırası gelen aileden gelecek yağlı yememeği beklemeye başlanılırdı.
Evet, fiziki hayat zordu. Karnımızda öyle çok yiyecek yoktu. Lakin hepimiz mutluyduk. Güneş ışıklarının ısıttığı çarıklar sıksa da ayaklarımızı neşemize diyecek yoktu. Kafamız rahat gönlümüz neşeyle dolu ruhumuz pak idi.
Hele Cuma günleri tatil olduğu için karasu da ki yüzmelerimiz neşemize neşe katardı.
Paramız yoktu. Zaten ihtiyaçta yoktu. Ancak yardımlaşma, paylaşma ve insanlık vardı. Ne parti, ne pırtı ve nede gelecek endişesi vardı... Sadece İnsanlık insanlık vardı.....!

