Sevgi GÖL


Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan

Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan


Bir ay vardır, takvimde yeri sabittir ama gelişi her yıl başka bir yerimize dokunur. Adı Ramazan’dır. Biz ona sadece bir ay demeyiz; “şehr-i Ramazan” deriz. Şehir gibi… İçinde sokakları, sesleri, kokuları, ışıkları olan bir zaman dilimi gibi.
Ramazan geldi mi önce sofralar değişir. Sonra saatler. Sonra konuşmalar. Gün boyu tutulan oruç, yalnızca aç kalmak değildir; insanın kendine doğru attığı en sade adımdır. Açlık, midenin değil nefsin sesini kısar. Susuzluk, sabrın kıymetini öğretir. Bir lokmanın, bir yudum suyun ne demek olduğunu yeniden hatırlatır.Bizim kültürümüzde Ramazan sadece bireysel bir ibadet değil, kolektif bir hafızadır.Mahyalar yanar; camilerin minareleri arasına asılan o ışıklı cümleler geceye umut yazar.Eskiden iftar vakti top atılır, mahalle aynı anda sofraya otururdu. Şimdi telefon uygulamaları ezanı hatırlatıyor belki ama beklemenin heyecanı hâlâ aynı:O ilk hurma, o ilk su… O anın sessizliği.
Oruç, insanı yavaşlatır. Gün uzar gibi olur ama aslında içimiz genişler. Çünkü açken insan daha çok düşünür. Neyi gereksiz yere büyüttüğünü, neyi ihmal ettiğini fark eder. Bir öğünün eksilmesi, şükrün çoğalmasına vesile olur. Sahurda uyanmak, gecenin başka bir yüzünü tanımaktır. Sokaklar sessizdir ama evlerin mutfaklarında bir hayat kaynar. Çay demlenir, dualar edilir, niyetler tazelenir.
Ramazan kültürümüzün en zarif aynasıdır. İftar sofraları sadece yemek değil, paylaşmaktır. Komşuya tabak götürmek, kapıyı çalarken duyulan o ince mahcubiyet… “Azıcık yaptık” denilen ama bereketi bol olan yemekler…Çünkü bu ayda az çok olur, az paylaşılınca çoğalır.
Teravih namazlarında omuz omuza durmak, aynı safta aynı niyeti taşımak…Orada zenginle fakir, gençle yaşlı aynı çizgide buluşur. Ramazan, eşitleyen bir zamandır. İnsan aç kaldığında başkasının açlığını daha iyi anlar. O yüzden sadaka, fitre, zekât bu ayda daha çok konuşulur. Çünkü merhamet, açlığın içinden geçerek büyür.
Çocukluğumuzda Ramazan başka bir heyecandı. İlk oruca niyet etmek, öğlene kadar dayanıp gururlanmak… İftar saatine doğru mutfaktan gelen kokular… Pide kuyruğunda beklerken duyulan sabırsızlık… Bunlar sadece anı değil; kültürel hafızanın taşlarıdır. Bir millet, aynı ayı aynı duyguyla yaşadıkça birbirine daha çok benzer.
Ama Ramazan sadece geçmişe ait bir nostalji değildir. Bugünün karmaşasında da bir dur işaretidir. Sürekli hızlanan hayatın ortasında bir yavaşlama teklifidir. Tüketmeye alışmış bir dünyada, bilinçli bir vazgeçiştir. “Yapabilirim ama yapmıyorum” diyebilmektir. Bu, insanın kendi üzerindeki hakimiyetini hatırlamasıdır.
Belki de bu yüzden “Hoş geldin” deriz. Çünkü Ramazan misafir değil, öğretmendir. Sabır öğretir, şükür öğretir, paylaşmayı öğretir.Ve en çok da şunu hatırlatır: İnsan sadece yiyerek değil, vazgeçerek de güçlenir.
İftar vakti ezan okunurken o birkaç saniyelik sessizlik vardır ya… Herkesin elinde bir bardak su, gözler saate kilitli… İşte o an zaman durur.O an, kalbin en sade halidir. Açlığın bittiği değil; nimetin fark edildiği andır.
Hoş geldin ya şehr-i Ramazan.
Evlerimize, sofralarımıza, kalplerimize…
Bir ay boyunca değil, bütün yıl sürecek bir hatırlayış bırak bize.