Orhan Yıldırım


Karasinek

Karasinek


                 
Taksiden inerken cep telefonu çaldı. Yumuşak ses tonuyla karşısındakinin konuşmasına fırsat vermeden “Baba sonra görüşelim. Kızımla buluşacağım. Müsait değilim.” deyip telefonunu kapattı Şermin. Deniz kıyısındaki kafeye girdiğinde ikindi ezanı okunuyordu. Deniz kokusu ve martı çığlıklarına araçların klakson sesleri ve motor gürültüleri eşlik ediyordu. Kafe bu saatlerde sessiz oluyordu. Girişteki sol masada orta yaşlarda iki kadın kahve içiyordu. Güneşi görmeyen dipteki masada memur emeklisi olduğu belli olan bir kişi gazetenin bulmacasını çözüyordu.
Şermin denizi gören pencere kenarındaki masaya oturdu. Garsona orta şekerli kahve siparişini verip, kol çantasından sigara paketini ve çakmağını çıkarıp masaya bıraktı. Uzun sarı saçlarını ve kahverengi güneş gözlüğünü düzeltip saatine baktı. Kafeye kızı Hande ile belirledikleri süreden on dakika önce gelmişti Şermin.
Vernikli masanın üzeri yeni silinmişti. Pencere camında kurumuş sinek bokları vardı. Kanatları yeşil bir karasinek vızıltı yaparak başının üstünde dolaşıyordu. Şermin, sigarasını yakıp kahvesinin ve kızının gelmesini bekleyerek pencereden denizi izlemeye koyuldu. Deniz sakindi. Martılar çığlık çığlığa kanat çırpıyordu. Uzakta mavi boyalı bir sandal boğaza doğru sürükleniyordu…
Hande lise son sınıftaydı. Özel bir kolejde yatılı okuyordu. Şermin’in kızıyla buluşmaları hep gergin geçiyordu. Şermin, sigarasının dumanını üflerken “Zamane gençliği.” diye söylendi. Kahvesini içip falına bakmak için fincanı tabağa ters çevirdiğinde kızı geldi. Hande dakikti. Yatılı eğitimin kazandırdığı alışkanlıktı zamana saygı. Anne- kız birbirlerine sarılıp, öpüştüler.
Orta boylu, bakımlı uzun siyah saçları, kahverengi gözleri ve buğday teniyle annesinin karşısındaki sandalyeye oturdu Hande. Annesinin “Aç mısın?” sorusuna, “Kurt gibi açım” karşılığını verdiğinde kızının neşeli hali Şermin’in dikkatinden kaçmadı. Kızının sevdiğini bildiği böğürtlenli kek, vişne suyu ve kâsede çikolata soslu bademli dondurma siparişini verdi. Kızının derslerini, öğretmen ve arkadaşları ile ilişkisini soran Şermin, “Kızım sık dişini okul bitti sayılır. Üniversite sınavından sonra seninle tatile Bodrum’a gidelim. Kışın da Palandöken’e kayağa gideriz.” teklifinde bulundu. Anne- kız geçen yıl on beş gün Bodrum’da tatil yapmışlardı. Hande, annesinin birlikte tatile gitme sözünü yarıda kesti.  Şermin, kızının iyi bir dinleyici olmadığını ve her zaman karşısındakinin sözünü yarıda kestiğini biliyordu. Yine öyle oldu Hande, sınıf arkadaşı Akif ile Bodrum’a gitmek istediğini söyledi. Annesinin şaşkın bakışları arasında heyecanlı şekilde tatil planını annesine anlatan Hande, “Akiflerin Bodrum Yalıkavak’ta yazlığı varmış. Arkadaşımın babası zengin avukatlardan. Akifle karar aldık tatilde Yalıkavak’a gideceğiz. İzin verir misin anne.” dedi.
Şermin, kızının konuşmasını sonuna kadar dinledi. Gözlerini kızının gözlerinin içine dikip, sesine tatlılık katarak “Ben seninle Bodrum’a gitmek istiyorum. Kızımı başka birisiyle tatile göndermem söz konusu olamaz. Baki’yle…” Hande annesinin sözünü keserek, “Baki değil, Akif” diyerek düzeltti. Annesi, “Her ne haltsa seni yabancı birisiyle hele bir erkekle tatile gönderemem küçük hanım bunu aklından çıkarma.” dedi. Şermin kızına sinirlendiğinde ‘Küçük hanım’ diye hitap ederdi.
Hande, annesinin kendisine düşkün olduğunu ve kolay öfkelenmeyen bir yapısı olduğunu biliyordu.  Ağlamaklı ses tonuyla, “Anneciğim sana yalvarıyorum n’olur Akifle Bodrum’a gitmeme izin ver. Bak kocaman kız oldum. Kendi kararımı verecek yaşa geldim. Akif’i tanısan sen de sever ve güvenirsin. Dünya tatlısı efendi bir çocuk. Akif’in anne ve babası da bizimle beraber olacak.”  
Şermin, sabırla kızını dinliyor bir yandan da sigarasının dumanını yavaşça üfleyerek dışarı veriyordu. Hande, ısrarla arkadaşıyla tatile gideceğini ve bu konuda annesini dinlemeyeceğini söylüyordu.
Şermin, sigarasını kül tablasına bastırıp söndürerek, “Küçük hanım, seni İstanbul’un en iyi özel okullarında okuttum. Sağlıklı ve doğru karar alabilecek yaştasın. Neydi şu çocuğun adı. Ha… Tamam Akif. Bir kez daha düşün Akifle tatil yapma kararını.”
Şermin, kızının kararından dönmeyeceğini biliyordu. Babası gibi asi, dikbaşlı ve inatçıydı. Annesine karşı öfkesi artan Hande, masadan kalkıp sinirle kafenin tuvaletine gidip ağladı. Annesinin ya da başka birisi tarafından ağladığının görünmesini istemiyordu. Yurtta da üzüldüğünde, canı sıkıldığında tuvalete gidip ağlardı. Ayna karşısında saçlarını ve makyajını düzeltti.  Masaya döndüğünde öfke ve hınçla annesinin gözlerinin içine baktı. Hande, sesinin tonunu ve şiddetini artırarak, “Anne, son kez söylüyorum izin veriyor musun, vermiyor musun? Artık sormayacağım.”
Yakındaki masada oturmakta olan iki kadın konuşmalarını kesmiş, anne- kızın tartışmalarına kulak misafiri olmuşlardı.
Şermin, paketinden çıkardığı sigarasını yakmak için elini çakmağına uzattı. Bu sırada karasinek elinin üzerine kondu. Şermin, kızına öfkesini sineğe okkalı küfür ederek dışa vurdu.
Öfkesini bastırmaya çalışan Şermin’in hafızası yıllar öncesine dönmüştü. Sebepsiz yere yüksek kahkaha atan Şermin, “Handeciğim güzel, tatlı kızım beni iyi ve dikkatle dinle olur mu lütfen. Senin yaşlarındayken babanla evlendim. Liseyi yeni bitirmiştim. Hedefim peyzaj mimarlığı okumaktı. Baban olacak adam beni güzel ve süslü laflarla kandırdı. Evlendik. Okumama da izin vermedi.” Sustu. Derin bir soluk aldı. Şermin’in sinirlenince sağ gözü seğirtiyordu. Hande, annesinin öfkelendiğini artık görebiliyordu. Annesinin sinirden gözünün seğirtmesinden zevk alarak, “Eee Şermin Hanım okumadıysan n’apalım yani. Aklın vardı evlenmeseydin.” karşılığını verdi.
Şermin soğukkanlılığını korumaya devam ederek kızını dinliyordu. Soğukkanlılığını ve sabrını babasından almıştı Şermin. Babası da iktidar olamayan bir siyasi partinin yıllarca ilçe başkanlığını yapmıştı.
Şermin, konuyu değiştirmek ve gerginliğini sonlandırmak için “Bodrum’u sonra konuşuruz. Haydi gidip anne- kız alışveriş yapalım. Ardından sinemaya gidip güzel bir film izleyelim olur mu?”
Hande sesini yükseltip masaya yumruğunu vurarak “Hayır” dedi. Kızının sesini yükselterek konuşmasından rahatsız olan Şermin, “Kızım sesini yükseltme. Yan masadakiler duyacak. Ayıptır.” ikazında bulundu. Kızı sesini kısmak yerine daha yükselterek, “Şaka mı yapıyorsun. Ne sineması, ne alışverişi. Çocuk mu kandırıyorsun. Konuyu değiştirme. Tatilde Akifle Bodrum’a Yalıkavak’a gidiyorum. İşte bu kadar.”
Şermin, kızının öfkesine ve saygısızlığına alışmıştı. Önceki tartışmalarında da Hande, annesine düşmanıymış gibi davranmış ve kırıcı cümleler kullanmıştı.
Yan masadaki kadınlar bir süreden beri aralarında konuşmayı kesmiş anne ve kızının tartışmasının nasıl sonuçlanacağını merakla dinliyordu.
Şermin, üçüncü sigarasını yaktı. İçmesi için sigara paketini kızına uzattı. Kızının sigara içtiğini biliyordu. Yatılı okuyan liselilerin çoğu gibi kızı da sigaraya okul tuvaletinde başlamıştı. “Yak bir sigara rahatlarsın.”  dedi. Hande, annesinin teklifine “Hayır” diyecekken, uzatılan paketten sigarasını aldı. Masanın üzerindeki çakmakla sigarasını yaktı. Derin bir nefes çekip sigarasının dumanını annesinin yüzüne sertçe üfledi. Şermin, kızının sigara içişini izliyordu. Kendisi de lise yıllarında sigaraya başlamıştı. Babasından ve ağabeyinden gizli içiyordu. Sigara içmenin de bir adabı vardı. Sokakta, caddede, tanımadığını kalabalık ortamlarda sigarasını içmezdi. Arkadaş ortamlarında duman altı olmanın keyfini çıkartarak sigarasını içerdi.
Hande, sigarasını yılların tiryakisi gibi hafif rujlu dudaklarının arasında tutarak konuşuyordu. Şermin, sigara dumanının ardından kızının gözlerindeki nefreti görebiliyordu. Sebebini de biliyordu.
“Küçük Hanım, öfken geçti mi? Artık normale dönebilir misin lütfen” diyen annesine Hande, “Bodrum’a gönderiyor musun?” diye cevap verdi.
Bu sırada bir süreden beri ortalıkta görünmeyen karasinek Hande’nin burnunun ucuna kondu. Şermin kahkaha atarak, “Küçük Hanım burnun boktan kurtulmaz. Bak sinek burnuna sıçtı.”  diye espri yaptı. 
Annesinin soğuk esprisine gözleri dolarak cevap veren Hande, “Mutlu oldun mu. Sinekten de senden de nefret ediyorum. Sen bir o….”  dedi. Durdu. Konuşmasının sonunu getirmedi.
Annesinin, “Evet. Devam et. Sen bir o…”
Hande, sigarasını dudaklarından parmak arasına alarak, “Evet sen bir osun. Orospusun anladın mı? Duydun işte. Söylemeyeyim diye kendimi tutuyordum. Ama işte bak kızın senin orospu olduğunu söylüyor. Mutlu musun şimdi.”
Şermin’in boğazı kurudu. Yüzü kızardı. Sesi ve yüreği titredi. “Orospu mu diyorsun bana….” cümlesi ızdırap içinde dudaklarından dökülürken konuşmasının sonunu getiremedi.
Yan masadaki kadınlar hayretten dudaklarını ısırarak çaktırmadan anne-kızın konuşmalarını marakla dinlemeye devam ediyordu
Hande acımasızca annesine hakaret edip, içinde biriktirdiği nefreti kusuyordu. “Evet sen bir orospusun. Yalan mı? Ben de orospu çocuğuyum. Benim günahım neydi bu utancı bana yamadın.”
Şermin, “Sessiz konuş, çevreye rezil olacağız. Karşında annen oturuyor. Nasıl konuşuyorsun.” uyarısında bulundu kızına.
Hande, annesinin konuşmalarını, uyarılarını işitmiyordu artık. Öfkeden, el, kol, mimik hareketleriyle içinde biriktirdiği zehiri kusmanın rahatlığını yaşıyordu. Sigarasını söndürmeden ikincisini yaktı. 
Bir süre anne- kız konuşmadan çevrelerine ve denize baktılar. Martıların çığlığını, denizin sesini, klakson seslerini işitmez oldular.
Hande agresif şekilde ince, uzun, kemikli parmaklarını belli belirsiz bir ritimle masanın üzerinde tıklatıyordu.
Şermin’in yeşil göz bebeklerini çevreleyen aklardaki damarlar kızardı. Elleri titremeye başladı. Sabrını ve soğukkanlılığını yitirmemeye çalışarak, elini zeytin yeşili çantasına uzattı. Amaçsızca çantasının içini kurcaladı. Aradığı şeyi bulamayınca, “Lanet olsun.” dedi.
“Eee böyle susarak oturacak mıyız Şermin Hanım. Müşterilerinle de mi böyle konuşmadan oturuyorsun?” sözünü işitince beyninden vurulmuşa döndü annesi.
“Küçük hanım, orospu da olsam senin annenim. Sen de benim kızımsım. Seni çok seviyorum. Şimdi iyi dinle ve sözümü kesme.” diyerek oturduğu sandalyeden ayağa kalktı Şermin. Dolaşmakta olan garsondan bir bardak soğuk su istedi. Mavi kadife döşeli koltuğuna oturup arkasına yaslandı. Saçlarını düzelti. Öksürüp boğazını temizledi. Kızının gözlerinin içine bakarak, “Anlatacağım hikâyeyi sakın unutma. Beğenmediğin, nefret ettiğin, utandığın annenin geçmişini öğren. Öğren ki ders alasın. Sen de aynı hataya düşmeyesin.” Hande, annesinin konuşmasını dinlerken bir yandan da asabice başını aşağı yukarı sallıyordu. 
Şermin, “Dershaneye giderken babanla tanıştık. Babana aşık olmuştum yakışıklı, kibardı. Ailesi de çok zengindi. Kirada çok sayıda ev ve işyerleri vardı ailesinin. Babanın çalışmasına gerek kalmıyordu. Şık giyinmeyi, pahalı parfüm sürünmeyi seviyordu. Beni kandırdı. Evlendik. Baban üvey anne elinde büyümüştü. Mutsuz bir çocukluk geçirmişti. Evlendiğimizin ertesi yılı üniversite sınavına girdim. Peyzaj mimarlığını kazandım. Baban göndermedi. Küçük hanım, baban olacak rezil başka kadınlara gidiyordu. Her gece başka bir kadının koynunda yatıyordu. Evliliğimizin üçüncü yılında sen daha bebektin. Bir sabah uyandığımda yatağımda babanın en samimi arkadaşı vardı. Çığlık atarak yataktan çıktım. Bitişikteki odada yatmakta olan baban uyanmış eliyle ağzımı kapatmaya çalışarak “Bağırma.” seni öldürürüm diyordu bana. Neyse uzatmayayım baban arkadaşını koynuna sokmuştu. O günden sonra yatağımı her gün başka biriyle paylaştım. Babanın sapık olduğunu öğrenmiştim. Ama artık çok geçti.” Durdu. Sessizce ağladı. Çantasından mendil çıkarıp gözyaşlarını sildi Burnunu çekti. Biraz önce ağaç dibine dışkısını yapan sokak köpeğinin kakasının üzerinden havalanan karasinek masanın üzerindeki cam su bardağının üst kenarında kondu.  Şermin eliyle yavaşça sineği kovdu. Sinek pencere camına kondu. Oradan da havalanıp Hande’nin üzerinde uçtuktan sonra gözden kayboldu.  Şermin, bardaktaki suyundan bir yudum içti. Çakmağını birkaç kez üst üste yakıp söndürdü.
Hande, izin istemeden annesinin paketindeki son sigarasını alıp yaktı. Karasinek güneşin ışınlarıyla yeşil renge dönüşen kanatlarıyla hızla vızıldayarak üzerlerinden geçip karşı duvardaki takvim yaprağının üzerine kondu.
Annesi konuşurken Hande, babasıyla ilgili mutsuz hatıraları hafızasında canlandırıyordu. Yıllardır babasını görmüyordu. Anne ve babası on yıl önce boşanmıştı. Çocukken babasıyla zoraki sinemaya, tatile giderdiler. Babası kendisine karşı hep mesafeli davranmıştı. Soğuk bir kişiliği vardı babasının.
Ansızın annesinin sözünü kesen Hande, sertçe “Tamam babam kötüydü.  Sende istekliymişsin hani. Sütten çıkmış ak kaşık değilsin, anlıyorsun değil mi? Akif ile Bodrum’a gitmeme de bu yüzden izin vermiyorsun. Orospu olurum diye değil mi? İtiraf et n’olur, kızına güvenmiyorsun.”
Şermin, kızının suçlamasına ve kendisini ısrarla anlamamasına üzülüyordu. Kızının trompet çalar gibi masada hareket eden parmaklarını yakalayıp avucunun içine alan Şermin, “Evet senin orospu olmanı istemiyorum. Sermayenin kızı sermaye olur derler. Senin okumanı, hayatını kurtarıp namuslu bir hayat yaşamanı istiyorum. Seni okutmak için katlandığım fedakârlığa saygı duy olur mu? Bu hayatta senden başka kimsem yok. Senin için yaşıyorum. Bu alçak işi, seni okutmak, kurtlara, çakallara yem olmaman için yapıyorum. Hep para istiyorsun. Tüketmeyi çok seviyorsun. Söyle ne zaman seni parasız bıraktım. Bu değirmenin suyu nereden geliyor zannediyorsun ha küçük hanım.” dedi. Kızın avuçlarını öpmek için kendisine çektiği sırada Hande ellerini annesinin ellerinden çekerek kurtardı. Denize doğru bakışlarını çeviren Şermin, sesinin titremesini önlemeye çalışarak, “Bir zamanlar benim de milyonlarım, evim, arabam vardı. Şimdi hiçbiri yok.”
Hande oturduğu koltuktan kaykıldı, bacak bacak üstüne atarak, “Okulda arkadaşlarım senin ne iş yaptığını soruyorlar. Onlara bankacı olduğunu söylüyorum. Yalanda sayılmaz hani. Gerçeği nasıl anlatabilirim söyler misin?” Sinek, Şermin’in fal bakmak için ters çevirdiği fincanın telve sızan tabağına konmuştu. Hande sineğe tiksinti ile bakarak annesine, “Bazen ölmek onursuz yaşamaktan daha erdemlidir.” diyerek konuşmasına ara verdi.
Şermin, fincanın üzerindeki sineğe okkalı küfür savurup eliyle uzaklaştırdıktan sonra, “Evet kendimi öldürmek istedim. O uğursuz sabah babanın arkadaşının koynunda uyandıktan sonra baban hiçbir şey olmamış gibi arkadaşıyla evden çıkıp gitti. Önce seni ardın da kendimi öldürmek için odana girdiğimde beşiğinde üstü açık uyuyordun. Terlemiştin. Gül kokuyordun. Uykunda gülümsüyordun. Bir süre seni gözyaşı içinde seyrettim. Yastıkla seni boğmak istediğim sırada gözlerini açtın, bana gülümsedin. Keşke uyanmasaydın, keşke gülümsemeseydin… Seni öldürmeye kıyamadım. Bu acımasız dünyada seni yalnız bırakmamak için intihardan vazgeçtim küçük hanım.”
Hande, sigarasını bitirmişti. Pantolonunun cebinden çıkardığı nane aromalı sakızını elinde çevirerek, “Keşke düşünceni eyleme geçirseydin. Bu utançtan kendini de beni de kurtarmış olurdun.”  dedi.
Şermin’in çantasındaki telefon çalmaya başladı. Arayan babaydı. Kısa boylu, göbekli, ağarmış göğüs kıllarını saç ve bıyığıyla birlikte siyaha boyayan, pembe gömlekli baba, yumurta topuk, sivri burun beyaz deri ayakkabı giyinmeyi severdi. Bir kavgada sol bacağından kurşunlandığı için topaldı. Sağ burun kanadındaki büyük şark çıbanı yüzünü korkunç gösteriyordu. Şermin’in müşterilerini ve buluşma yerlerini ayarlayıp, parayı tahsil ediyordu baba. Çalıştırdığı dört hayat kadını ona Baba diye hitap ediyordu. Gülcemal olan gerçek ismini ise çok az kişi biliyordu. Altmış yaşlarındaki baba, orospularına “kızım” diye sesleniyordu. İki yıl önce ölen babası da aynı işi yapıyordu. Belinde iki tabanca olmadan evinden dışarı adım atmayan baba, sermayelerini cep telefonu üzerinden müşterilerine yönlendiriyordu.
Şermin, Baba’nın telefon çağrısını sessize alıp, masaya bıraktı. Hande, hızlı bir hareketle telefonu eline alıp arayanın kim olduğuna baktı. Baba’nın aradığını görünce annesine, “Seninki arıyor. Bu gece seni   kime, nereye, kaç paraya gönderecek sor. Utanma. Sahi utanma duygun var mı?”  diyerek annenin can damarına basıyordu.
Şermin, kızının söylediklerini duymazdan gelerek, “Kızım kaderimizin ve günahımızın aynı olmasını istemiyorum. Yeter artık anla beni.”  dedi.
Hande, “Kızım korkuların nedir diye sordun mu hiç. Hasta olduğum zamanlarda yanımda olmanı, bana sarılmanı ne çok istedim bilemezsin. Okul yatakhane tuvaletlerinde sabahlara kadar ağladım. Sana ihtiyacım vardı. Sen ise erkeklerin koynunda zevkli geceler yaşıyordun. Yalnız ve mutsuzum. Hakkını yemeyeyim beni özel okullarda okutmak için bedenini yordun, yıprattın, sattın. Ama bana hiç güvenmedin. Güvenseydin, Akif ile Bodrum’a gitmeme izin verirdin. Şu sırrı vereyim sana Akif bildiğin gençlerden değil. Homo. Korkma bu çocuktan bana zarar gelmez. Şimdi anladın mı neden tatil konusunda ısrarcı olduğumu. Homo da olsa bana karşı saygılı ve dürüst. Ailesi de oğullarının durumunu biliyor ve kabullenmişler.”
Karasinek hızlı iniş yaparak masanın üzerinde yürümeye başladı. Hande, ani bir el hareketiyle sineği yakaladı. Avucunun içinde zar gibi bir kaç saniye şiddetle salladığı hayvanı hızla zemine fırlattı. Parke zemine çarpmanın etkisiyle sersemlemiş olan sinek birkaç saniye sonra kendine gelerek yeniden boşluğa kanat çırptı. Gözleriyle sineğin uzaklaşmasını izleyen Hande, “Keşke yetim olsaydım. Yetimhanede büyüseydim. Babamla sen trafik kazasında, depremde ya da ne bileyim soba zehirlenmesinden ölseydiniz o zaman özgür ve mutlu olurdum.”
Şermin, orospu olduğu için utanıyordu. Kızının acımasız eleştirilerini canı yanarak dinliyordu. Annesinin yüzüne doğru yüzünü yaklaştıran Hande, gözlerini kısarak “Biliyor musun ben de orospu olmaktan korkuyorum. Kendime bile itiraf edemiyordum. Ama gerçek bu. Senin gibi rezil bir hayat yaşamak istemiyorum.” diye söylendi.
Şermin komiyi çağırdı. Köşe başındaki marketten sigara alması için para verdi. Birkaç dakika sonra komi sigarayı masaya bıraktı. Şermin, sigarasını yaktı bir tane de kızına tuttu. Hande, sakız çiğnediğini belirterek sigara teklifini reddetti.
Sigarasını yakan Şermin, derin bir nefes alıp mavi denizin üstünde kanat çırpan martılara bakarak, “Orospu olmayı ben istemedim. Bir zamanlar saf ve duru bir su damlasıydım. Düştüm kirlendim. Biliyorum bana kızgınsın. Haklısın. Ama suçlu kim? Ben miyim, toplum mu? Küçük hanım unutma toplum insanı bozar, olgunlaştırır, cezalandırır ve ödüllendirir. Beni cezalandırıyor.” Aklına bir şey gibi gelmiş gibi bakışlarını bulmaca çözmekte olan adama çeviren Şermin, “Orospudan ikinci el hayat felsefeleri” diye kendi esprisine güldü. “Hande kızım tutkular insanı ayakta tutuyor. Sen benim tutkumsun. Senin için yaşıyorum. Hayatta kalma savaşı veriyoruz, hem de acımasızca. Hayat çok kancık. Hepimiz az ya da çok günahkârız. Bedenimi satarak ahlaksız olabilirim. Ama seni okutmak, namuslu yaşaman için istemeyerek atıldığım bu çukurda etimle, ruhumla dişimle, tırnağımla kavga veriyorum. Hani şarkıda denildiği gibi masum değiliz hiçbirimiz. Ahlaksız olsaydım, dedenden kalan İzmir’deki evi yıllardır tıp fakültesinde okuyan öğrencilere ücretsiz oturmaları için vermezdim. Bilmiyorsan öğren, kira ücreti almadığım bu yoksul öğrenciler ve şimdi doktor olanlar bana Anneler Günü’nde’ sevgili annemize şükranla” diyerek çiçek gönderiyor. Söyler misin kime göre ahlaksızım.” 
Karasinek, Şermin’in terlemiş, deodorant kokulu ensesine iniş yaptı. Kızına karşı hınç ve öfkesinin verdiği enerji ile yaşından beklenmeyen hızla ensesine hızlı bir şamar atan Şermin, sineği öldürdü. Eliyle ezilmiş, kanatları kırılmış sineği zemine fırlatan Şermin, garsondan hesabı istedi. 
Cep telefonu sessizde çalmaya başladı. Tele fonu hızla yerinden alan Şermin, bakışlarını kızından denize doğru çevirdi. Arayan Baba’ydı. Baba’nın konuşmasını dinleyen Şermin, ilk kez gücünü gösterip “Hayır” diyerek telefonu kapattı. 
Hande çiğnemekte olduğu sakızını yuttu. Çocukluğundan beri çiğnediği sakızı yutmaktan mutluluk duyan Hande, cep telefonuyla Akif’i aradı. Telefon meşgule atılınca Hande, arkadaşına “Bodrum’a annemle gideceğim.” mesajı attı
Şermin, hesabı ödeyip komiye yüklü bahşiş bıraktı. Kimsenin adresini bilmediği, balkon ve saksı çiçeklerinin çokça olduğu evlerine doğru anne- kız kol kola yürüyerek şehrin kalabalığında gözden kayboldu. 
                                                 SON