Mağara soğuk mu soğuk.. Dışarıda kar, tipi, boran ve fırtına... Aman Allah’ım aman. Yolda kalmışlara sen yardım et diye dua eden Kerem ve Sofu atları olan "Al Rüzgar" ve "Ak Yağmur" adlı atları kişniyor sanki bir yerlere mesaj gönderiyorlardı.
Kar fırtınası arttıkça Al Rüzgar ve Ak Yağmurun huyu değişmişti. Kerem ile Sofunun sabırları tükenmek üzereydi.. Mağaradaki yalnızlık huylarını değiştirmiş , zaman adeta kaskatı kesilmiş, olduğu yerde duruyordu. Karanlık basmış, uzaklardan gelen kurt ulumaları zaman zaman durmuş, mağara arkadaşlarının rahatlığı değil kuyuda tek başına kalmış Yusuf gibiydiler.
Mağaranın ne kapısı ne penceresi vardı. Zaten zifiri karanlıkta olsa bile bir mana ifade etmiyordu.
Aslı'sının peşine düşen Kerem mağaraya kara, tipiye aldırmadan dilinden şu mısralar dökülür: "Erzurum'un gediyine varanda
Onda gördüm bürem bürem gar gelir
Lele dedi; Gel, bu yoldan gayıdag,
Dedim; Lele, gayretime ar gelir"
Hikaye bu ya Keremin gözleri süzüldü, uyku bastı oracıkta soğuk yere yığıldı. Ben diyeyim üç siz deyin beş gün.. Bir sabah Kerem gözlerini açtı. Al Rüzgar kişniyor az ötede Sofu'nun atı Ak Yağmuru karların içinde oynatıyordu.
Birden Kerem ve Sofu göz göze geldiler. Olup bitenlere bir anlam yükler gibiydiler. Tam bu esnada ansızın kulaklarına bir ses geldi:
Haydi yiğitlerim haydi atlarınıza binin. Gözlerinizi yumun, hadi. Kerem ve sofu bu muhteşem etkili sese uyarak atlarına bindiler.
O ses tekrar gözlerinizi yumun haydi deyince gözlerini yumdular... Birden zaman içinde zaman, mekan içinde mekan oluştu.
Kerem ve Sofu daha atlarına deh demişlerdi ki aynı ses "gözlerinizi açın" dedi.
Kerem birde ne görsün Erzurum Kalesi gözlerinin önünde... Kale muhteşem heybetiyle yeni misafirlerine hoş geldiniz der gibiydi.
Kerem Sofuya : Sofu işte Dadaşlar şehri. Bize seslenende Hızır'dı. Sofunun sevinci gözlerinden okunurken Keremin ağzından;
"Karanlıkta kaldı Kerem
Soğuk karlar etti verem
Göremezsem ben aslımı
Yandı Kerem yandı Kerem" mısraları döküldü. Sivişli köyü, Paşapınarı, Susuzlar düzü, Gümüşlü kümbet saniyeler içinde geçilmiş Tebriz kapısından şehre girmişlerdi.
Kerem ve Sofu'yu Laleli dağından getirip Tebriz kapısından geçirip Erzurum Kalesine getiren beyaz atılı, ak sakallı Hızır beyaz atıyla gözden kaybolurken Tanrı misafiri olan iki kardeş yorgun ve bitkin, aç, susuz bir hanın yolunu tuttular.
Devam edecek

