Çocuklar tarlada, çayırda, bayırda şen şakrak ve hayatlarını yaşarken özellikle kış aylarında ninelerin, dedelerin, teyzelerin anlattığı hikayelerle masal dünyasında yaşar, zihinlerini geliştirirlerdi.
Radyo yoktu. Televizyon yoktu. Telefon yoktu. İşte o dünyada köy odalarında , oturma odalarında yaşlı Osmanlının son kuşakları yaşadıklarını sözlü geleneğin muhteşem güzelliği ile anlatır çocukları eğitir, edep, terbiye sahibi olmalarını sağlarlardı.
Eğer çocuksanız yer yatakları serilir, tezek yakılan sobanın verdiği o güzel ısıyla ve yaşlı ninelerin anlattığı masallarla uykuya dalar, göz kapakları kapanır o sevecen yüzlerin, hep iyiliği telkin eden ağızları eşliğinde derin bir uykuya dalarlardı.
O gün anlatılan masallarla çocuklar uyutulurken günümüzde anlatılan masallarla insanlar birbirine düşman edilmekte, ötekileştirmek suretiyle ne yazık ki kin, nefret, öfke telkin edilmektedir.
İşte bizim çocukluğumuzun temiz ve berrak hali ile günümüz masal anlatıcıların anlatımları arasında ki fark buydu.

