“Sayın milletvekilim nasılsınız? Kaç zamandır görüşemiyorduk. Şükürler olsun görüştürüp,
kavuşturana.”
“İkramcığım, teşekkür ediyorum. Sizin ve halkımızın hayır dualarıyla ayaktayız, iktidardayız.
Malumunuz ülkemiz zor bir süreçten geçiyor. Ahlaksız ve kişiliksiz muhalefet son
zamanlarda üzerimize çok geliyor. Şükür ki genel başkanımız, başbakanımız bu ahlaksız ve
kişiliksiz muhalefetin hakkından geliyor.” dedi. Purosunu cebinden çıkartıp yaktı. Derin bir
nefes çekip dudaklarının arasından yavaşça bıraktı.
“Sayın vekilim, Ankara’dan bizim memleket nasıl görünüyor. Partimiz gelecek seçimlerde
yeniden iktidar olabilecek mi? Allah, başbakanımıza ve sizlere hayırlı, sağlıklı uzun ömür
versin. Bu ahlaksız muhalefet partisinin genel başkanını da ıslah etsin. Bunlar hain, bunlar
kâfir, bunlar nankör.” Dedim. Milletvekilinin keyfi yerindeydi. Her zaman hüzünlü
görünürdü. Sebebini ise memleket meselelerinin çokluğuna ve çözüm için çok çok
çalışmasına bağlardı.
“İkramcığım, bu memleket meseleleri çok zor. Bizim gibi imanlı, inançlı, yetim hakkını bilen
insanların vuzuha kavuşturacağı konular.”
“Sayın milletvekilim, sizi kabinede görmek istiyoruz. Hemşerilerimin de özlemi budur.
Şehrimizden bir bakanın olması bizleri onore eder. Şehrimizin birikmiş sorunlarının çözüme
kavuşturulmasında da etkili olur.”
Milletvekili bakışlarını uzaklara dikti. Yüzünde tebessüm, sevinç çizgileri hasıl oldu.
Bakışlarını gözlerime dikerek, “İkramcığım, Sayın Başbakanımızın ajandasında ismim yazılı.
Şu sıralar kabine değişikliği söz konusu değil. Ama gelecek yılın mart ayında kabinede
revizyon beklentisi var. Sayın Başbakan parti grup toplantısında bunun sinyalini verdi.
Kabinedeki arkadaşlarımızın hepsi birbirinden değerli ve vatan sevdalısı. Biz görev insanıyız.
Bu terbiye ile yetiştirildik. Görev istenmez verilir. Sayın Başbakanımızın teveccühü.”
“Sayın milletvekilim, siz çok değerli ve bilgili bir vatan evladısınız. Sizin kadrinizi biz
biliyoruz. İstiyoruz ki Sayın Başbakanınız da kıymetinizi, değerinizi bilip, sizi bakan yapsın.”
“İkramcığım, bu güzel temenninin için sana ve değerli hemşerilerimize teşekkür ediyorum.
Bakan olmam halinde şehrimizi içerisinde bulunduğu fukaralıktan kurtaracak çeşitli
projelerim var. İşsizliği, göçü önleyip, ekonomik hamleler yapacağım. Bunun alt yapısı hazır.
Yeterki halkımız yanımda olsun. Muhalif partiye ve vekiline teveccüh göstermesinler.” Diye
konuştu.
Milletvekili zayıftı, yaşlılıktan yüzünde, ellerinin üzerinde kahverengi lekeler oluşmuştu. İnce
uzun parmakları kansızlıktan beyazlaşmış gibiydi. Yüzü zayıftı, kırlaşmış saçlarını özenle
tarıyor ve gün boyunca kolalı duruyordu. Lacivert takım elbisesinin renginde kravatıyla
hafızalara kazanmıştı. Milli bayram günlerinde beyaz gömlek ve kırmızı kravat takmaktan
mutluluk duyuyordu.
Seçim sürecinde yaşadığı zorlukları üstüne basa basa anlatan milletvekili, “175 aday adayı
arasından sıyrılmak kolay olmadı İkramcığım. Sağolsun, parti üst yönetimindeki dostlarımın,
arkadaşlarımın desteği ve referansıyla liste başı olup da öyle seçildim. Şehrimizdeki bütün
kahvehaneleri, çay ocaklarını, sabah namazlarında camilerini dolaştım. İlçeleri, köyleri ziyaret
ettim. Davamızı anlattım. Kendimi anlattım. Yapacaklarımı anlattım. Şimdi görüyorsun
buradayım. Muhalif Zeynel Abidin’in ve tayfasının karalamalarına rağmen halkımızın
teveccühü ile bugün seni ve bütün hemşehrilerimi Meclis’te gururla temsil etmekteyim.”
Milletvekili konuşurken yıllar öncesine gittim. Sayın milletvekili daha siyasete aktif olarak
atılmamıştı. Önceki hükümette görev alan üniversiteden sınıf arkadaşı genel başkan
yardımcısı Mirza Bey’i havalimanındı karşılamış ve çantacılığını yapmıştı. Mirza Bey, abdest
tazelemek için havalimanının tuvaletini kullandığında milletvekili o zamanlar bir devlet
kuruluşunun bölge müdürüydü. Tuvaletin kapısı önünde Mirza Bey’in ceketini ve çantasını
tutmuştu. Mirza Bey’in arkasında abdestsiz namaz kılmıştı. Nerden mi biliyorum.
Havalimanında Mirza Bey’i birlikte beklerken, VİP salonun tuvaletinde birlikte hacet
gidermiş ve ellerimizi ıslatıp karşılama komitesinde yerimizi almıştık. Camide….”,
“İkramcığım, beni dinlemiyorsun. Hayırdır. Ne düşünüyorsun öyle.”
“Sayın vekilim sizi dinlerken bir an için geçmişe gittim. Seçim öncesi o azimli mücadelenizi,
gayretlerinizi, çalışmalarınızı düşündüm. Omuz omuza seçmenlerden reylerini nasıl
istediğimiz gözümün önünü geldi.”
“Evet, birlikte çok çalıştık. Bak ben şimdi buradayım. Parlamentonun saygın bir üyesiyim.
Aklıma gelmişken sana söyleyeyim. Türkiye- Fransa Parlamentoları Dostluk Grubu’nun
Başkanlığı’na seçileceğim. Bu şimdilik ikimiz arasında sır. Kimse bilmesin olur mu?”
“Sayın milletvekilim bana güvenebilirsiniz.”
“Biliyordum sana güveneceğimi İkramcığım. Ama bunu şehrin medyasına dönüşte
sızdırabilirsin. Siyaset bu anlıyorsun değil mi?”
“Gayet güzel anlıyorum sayın milletvekilim”
“İkramcığım, şehrimizin muhalif medyası aleyhimde çok yazıyor. Kimin yazdırdığını da çok
iyi biliyorum. Hepsi bu muhalif parti il başkanı ve onun yerden bitme damadı Cemal’in eseri.
Akıllarınca beni kamuoyu nezdinde karalayıp itibarıma leke düşürecekler. Elhamdülillah,
alnımız açık, başımız dik. Bizim kimseye verilemeyecek hesabımız yok.”
“Evet Sayın Milletvekilim, haklısınız. Bütün bu şer odaklarının arkasında buyurduğunuz gibi
muhalif parti il başkanı ile onun o ismi yere batasıca damadı Cemal var. Ama halkımız bütün
bu ahlaksızca yazılanları, çizilenleri görüyor. Siz müsterih olun.”
“İkramcığım, seni niye seviyorum biliyor musun?....”
Milletvekili purosunu içiyor, bir yandan da o ağır dumanını tüttürüp konuşurken gözümün
önüne Kervancı Paşa Hamamı geldi. Milletvekilim seçilmeden önce partimizin il başkanı
Zihni Bey’i, parti genel merkezinde sözü geçen Akif Hoca Efendi’yi bir hafta sonu sabah
namazı sonrasında Kervancı Paşa hamamına götürmüştü İl Başkanı ile Akif Hoca Efendi’nin
göbek taşında sırtlarını keselemiş, kurna başında bol sabunla liflemişti. Hamam sonrasında ise
köydeki bağ evinde sobada patates közlemesi ile misafirlerini ağırlamıştı. Şimdi ise yıllarca
aynı davaya hizmet ettiğini düşündüğü arkadaşı milletvekili olmuş, kendisine tepeden bakıyor
ve “İkramcığım” diyerek bu arkadaşını hakir görüyordu.
Milletvekili oturduğu koltuğa iyice yaslanmış bacak bacak üstüne oturduğu yerden hafifçe
doğrularak, “İkramcığım, burada bir yazlık aldım. Yengen ve çocuklarda burada. İzmir’in
havası yumuşak. Bizim oraların havası kadar sert değil. Seçim döneminde şehrimizin bütün
hanelerini ziyaret edip, dokunulmadık gönül, sıkılmadık el brakmayacağım. Yeter ki senin
gibi dava arkadaşlarım, dostlarım, kardeşlerim yanımda olsun. Partimizin bel kemiği,
zenginliği sizlersiniz. Sizler var oldukça bizler de sizler için var olup, çalışacağız. Öyle değil
mi?”
“Sayın Milletvekilim şüpheniz olmasın. Kutsal davamızın neferiyim, son nefesime kadar
partimiz ve genel başkanımız için çalışacağım.”
“Aferin. İşte böyle. Dava adamı böyle olmalı”
Yakındaki camiden ikindi ezanını okuyan müezzinin sesi yükseliyordu. Milletvekili
memlekete geldiğinde şehrin camilerinde vakit namazlaını kılıyordu. Ankara’da ise genel
başkan ve başbakanın gittiği camide görünmeye gayret ediyordu. İzmir’de ise namaz
kılmıyordu.
Memlekete dönmek gerekiyordu. Uçağın kalkış saatine dakikalar kalmıştı. Purosunun
dumanını keyifle izmekte olan milletvekiline, “Sayın milletvekilim, yüksek müsaadenizi
istiyorum. Uçağımın kalkışına az zaman kaldı. Dava arkadaşlarımıza ve bana bir emriniz var
mı?” Memlekete gelirseniz uğrayın. Kahvemizi içip, fakirhanemizi şereflendirin.”
“Ricamız olur. Siz gidin memlekete, partimize ve yüce davamıza sahip çıkın. Şer odaklarına,
muhaliflerimize meydan vermeyin. Biz Ankara’da sizler için şeytan taşlayıp, hizmet için parti
genel başkanımız ve başbakanımızla birlikte kelle koltukta mücadele ediyoruz.”
Beş yıldızlı otel lobisindeki koltuğumdan kalktım. İçtiğimiz kahvelerin ve likörün hesabını
kasaya ödedim. Sayın milletvekili koltuğunda arkasına iyice yaslanıp, purosunu tüttürüp,
dumanını havada halka yaptı. Kaşlı altın yüzüğünü parmağında çevirirken kısa kesilmiş
bıyığının altından gülümsemesini eksik etmedi.
SON


