Fazlasıyla duygu mezalimine yol açar. Öyle ki ruhta derin izler oluşturup, kabuk tutmayan bir metafiziksel açlığa, yorgunluğa ve bedenen esrik ve uyku haline büründürür. Öyle ki karşıda ki kişiye değer verip yarı yolda kalmışlık hissi varsa bir de muhabbet duyarak gitmeniz gerektiğini anladıysanız işte en ağır yara buradadır.
Lakin yaralarımız bize olgunluk kazandırır. Yaralarımız daha sağlam yere basmamıza yol açar. Koşarken düşüp tekrar ayaklarımızın bizi diriltmesi ve düşeceğimizi bilsek de tekrar gene koşma tutkusundan vazgeçmemiz.
İşte insanoğlu böyle…
Unutur.
Geçer.
Sadece acıya bağışıklık kazanır. Ve daha doyumsuz, bir üst acıyı arar durur. Arsız ruhlarımız var.
Yıpratmak, bir kişiyi hüsrana ve yasa boğmaktır. Bencilliktir. Sadece pragmatist olup, kendi iyi hali ile bir ilişki de bulunup, karşısındaki özü hunharca irdeleyip, değersizleştirmek.
İşte hep kısır bir döngüdür bu. Yine işin özünde, en küçük yapı birimi sevgi yatıyor. Tüm kapılar buraya çıkıyor demiştim.
“SAHİ İNCİTEN HİÇ ŞÜPHESİZ İNCİTİLMEYECEĞİNİ DÜŞÜNÜR.”
Ne büyük yanılgı oysaki… Misliyle evren, en ağır ithamlarla karşısına en acı ve daha büyük acılar çıkaracaktır.
Nitekim can acıtanların da canının acımasını istemem!
Bu cümlelerimin temeli incinmemek üzerine ve kırmamak ile kırılmamak adına.
