Orhan Yıldırım


ŞERİAT’IN DUDAĞI

Soyunma dolabının kapağını açıp, sırtından ceketini çıkardı. Dolabın içine bir süre sessizce baktı. Ceketini tuttuğu elini göz hizasına kaldırdı


Soyunma dolabının kapağını açıp, sırtından ceketini çıkardı. Dolabın içine bir süre sessizce baktı. Ceketini tuttuğu elini göz hizasına kaldırdı. “Güzel ceketim sakın ortadan kaybolma. Çabucak eskime. Ben yakışıklıyım değil mi?” dedikten sonra dolap askısına astı. 

Mesai saatine her zaman beş dakika erken gelirdi. Bugün de yine böyle oldu. Şeriat, ince uzun boyu, zayıf, çilli yüzü, uzun parmakları ve uzun düz saçlarıyla dikkat çekmeyen bir tipti. Silik kişiliğinin yanı sıra takıntısı dikkat çekiyordu. Söylenen olumlu ya da olumsuz her sözü, gerçekleşen her davranışı saatlerce sessizce yineliyordu. Arkadaşları Şeriat’ın takıntısını bildiği için sıkça dalga konusu oluyordu. İçe kapanık olduğu için Şeriat, iş yerinin tuvaletine gider duvar aynasının karşısına geçer dakikalarca konuşurdu. “Ben çok çirkin miyim? Ayna bana söyle bu insanların benle derdi nedir? Yakışıklılığımı, çalışkanlığımı ve tecrübemi müdür dahil kimse çekemiyor.” Diye konuşurdu. Aynanın karşısında sesli konuşmaya dalan Şeriat bu sırada ihtiyaç gidermek için içeri giren arkadaşlarının çoğu zaman farkına varmazdı. Yaklaşık dört aydır gece vardiyasındaydı. Akşam vakti Şeriat aynanın karşısında konuşurken iş yerine yeni başlamış olan kösele çırağı Tortumlu İslam merak ve şaşkınlıkla Şeriat’ın konuşmasına kulak kabartmıştı. Aynanın karşısında, sol el parmağını şakağına dayamış olan Şeriat, “Badem’in bana ilgisi var. Kız beni seviyor. Böyle yakışıklı birisini hangi kız sevmez ki. Evim, arabam var. Kızlar benim için ölüyor öyle değil mi ayna. Müdür Bey, kızlara benimle ilgili yalan yanlış şeyler anlatıyor. Ben anlarım. Badem’i seviyorum. Ayna sana Badem’i sonra anlatacağım.” İslam, yavaşça Şeriat’ın yanına sokuldu. Aynanın karşısında durdu. Şeriat’ın omzuna dokunarak, “Şeriat kimle konuşuyorsun. Deli misin?” dedi. İslam’ın sesiyle ayna ile konuşmasını sonlandıran Şeriat, “Yav, çık git başımdan. Bir şey yok. Aynanın arkasındakiyle konuşuyordum. Kaytarma git ayakkabıların köselelerini traşla.” Diyerek İslam’ı azarlayarak uzaklaştırdı. İslam, Şeriat’ın üç harflilere karıştığını düşünerek tuvalet ihtiyacını gidermeden korkuyla dışarı çıktı. Kumludere’li Ustabaşı Memduh’un yanına koşar adım giden İslam, “Usta, Şeriat üç harflilere karışmış. Tuvalette aynanın karşısında kendisiyle konuşup, gülüyor. Korkudan hacetimi gideremedim.” dedi. 

Bally ve ham deri kokusunun ağırlaştırdığı atölyede diğer işçiler işlerine odaklanmışken Kumludere’li Ustabaşı Memduh, derin nefes çekti. Nefesini gülerek yavaşça bıraktı. Güneye bakan pencerenin kenarındaki tezgâhının başında ayakkabıların kenarlarını diken Şeriat’a doğru kafasını çeviren Kumludere’li Ustabaşı, “Bu Şeriat var ya korkulacak adam. Çok çalışkan, mekanik birisi. Onun kadar çalışkan, verilen görevi yerine tam olarak getiren kimse yoktur bu atölyede. Tek eksiği beyni. Kafası var, ama beyni yok. Diğer ustalar, sigara, çay, molasına çıktığında işlerini Allah’ın beyinsiz kulu Şeriat’a yıkarlar. İncelik isteyen makine işlerinde hatasız ürün çıkartıyor. Maalesef kendisi hatalı. Bazen iyi işler hatalı insanlardan çıkıyor. Her zaman çilli yumurtadan yılan çıkmıyor bazen de bülbül ya da kelaynak çıkıyor. ” dedi. 

Bu sırada yanlarına gelen kirli sakallı atölye sahibi Dilaver Bey ,”Yine ne kaynatıyorsunuz?” diye nazik bir şekilde ustabaşı ve çırağı uyardı. İslam, tuvalette biraz önce şahit olduğu olayı olayı anlatınca Dilaver, kalın sesiyle kahkaha attı. Şeriat’ın çalışmasından memnun olduğunu belirten Dilaver, “Bu denyo uzaylı. Valla, Kur’an hakkı için söylüyorum başka bir gezegenden bu denyo. Geçen gün, soyunma odasında bu denyonun elbisesini yere serip yanı başına bağdaş kurup oturduğunu ve elbisesiyle konuştuğunu gördüm. Geldiğimi fark etmedi. Ceketiyle konuşuyordu. Ceketine, “Benim güzel ceketim seni benden başkaları giymesin. Beni bırakıp gitme, çabuk eskime, yırtılıp, sökülme. Başkasının sırtında seni görmeyeyim. Beni bırakım gitme. Bana yakışıyorsun, öyle değil mi? Haydi sende söyle ben yakışıklıyım değil mi?” diye konuşuyordu. Sessizce takip ettim. Sonra ceketi yerden katlı alıp askıya astı. Dolabın kapağını birkaç kez kapatıp açtı. Dolabın içinde başka birisi varmış da onu arıyormuş gibi baktı. Sessizce bir şeyler mırıldandı. Şeriat n’apıyorsun oğlum sen deli misin?” Dedim. Beni görünce şaşırdı. Sustu. Kekeleyerek, “Müdürüm ceketimi astım. Ama dolabın içinde biri vardı. Siz de gördünüz mü? Deyince bizim denyonun keçileri kaçırdığını anladım. Allah için işinde azimli ve sebat gösteriyor. İki yıldır bizde çalışıyor. Ne yıllık izin ne de haftalık izin kullanmadı.”  

Şeriat bu sırada tezgâhının başından ayrılıp yeniden tuvalete gitti. Kumludereli Ustabaşı Memduh, “Bu çocuk biraz önce tuvalete gitmemiş miydi?” diye Dilaver Bey’e sordu. Dilaver Bey’de, “Denyonun tuvalet bekçisi miyim? Sigara içecek ya aynanın karşısında konuşacak ya da hacet giderecek. Boş verin” diyerek diğer çalışanların yanına gitti. Aradan on dakika geçmemişti ki Şeriat tuvaletin dış kapısında göründü. Sağ eliyle ağzını kapatmış, çenesinden deri kırıntılarının bulunduğu beton zemine kan damlıyordu. Burnuyla oynamış kanıyor diye düşündük. Rengi kaçmış, donuk gözlerle çevresine bakıyordu. Suskundu. Kumludereli Memduh Usta, “Lan oğlum sana n’oldu. Rengin kaçmış, çenenden kan damlıyor. Rezil, aynanın karşısında burnunla oynarsan olacağı budur.”  Diyerek Şeriat’ı azarladı. 

Şeriat cevap vermeden tezgâhına yöneldi. Kana bulanmış sol avucunun içinde sıkı tuttuğu bir şeyi tezgâhına bıraktı. Sağ elini ağzının üzerinden çekti. Kumludere’li Memduh Usta’nın, benim ve diğer çalışanların şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. Şeriat, sessiz, zayıf ve yorgun bakışlarını bize doğrulttu. Çalışanlar çığlık atarak gördüklerine inanamadı. Şeriat, tezgâhın üzerine bıraktığı çuvaldızı eline aldı. Zafer kazanmış komutan edasıyla çuvaldızı gözlerinin hizasına kaldırdı. Ardından da çuvaldızı, diktiği dudaklarının üzerine götürüp usulca öpüp yere fırlattı. 

 

                                                  SON