Sevgi GÖL


Unutulan Aralıklar: İnsanlar Neden Boşluklardan Korkar?

Unutulan Aralıklar: İnsanlar Neden Boşluklardan Korkar?


İnsanlığın en büyük korkularından biri boşluktur. Hayır, uzay boşluğu değil. Asansör boşluğu hiç değil. Asıl mesele aralardır. Beklerken geçen on saniye, konuşmanın ortasında kalan sessizlik,takvimde plansız bir gün, mesajın gelmediği o aralık…İşte insanı geren, alnını kaşıtan,“bir şeyler ters gidiyor” hissi yaratan tam olarak burasıdır.
Eskiden boşluk diye bir şey vardı.Beklemek normaldi. Düşünmek ayıp sayılmazdı. Sessizlik,konuşmanın düşmanı değil, akrabasıydı. Şimdi ise aralıklar düşman ilan edildi.Boşluk mu var? Hemen doldur.Ne ile?Ne bulursan.Bildirimle, gürültüyle, lafla, hızla, görüntüyle.Gerekirse saçmalıkla ama sakın boş kalmasın.
Bakın bir örnek:Bir ortamda herkes susuyor.Beş saniye. Altı.Yedinci saniyede birisi dayanamaz:“Eee…” der. Çünkü insan beyni “eee” demeden duramaz hâle geldi. Sanki evren çöküyordur, sanki sessizlik vergisi çıkacaktır.Halbuki o an kimse ölmemiştir.Sadece düşünülüyordur.Ama düşünmek artık şüpheli bir faaliyettir.
Modern insan boşluğu verimsizlikle eş anlamlı gördü.Takvimi boş olan “başarısız”, ajandası dolu olan “önemli” sayıldı.O yüzden insanlar hasta hasta çalışıyor,yorgun yorgun geziyor,keyifsiz keyifsiz eğleniyor.Çünkü durmak lüks, boşluk zayıflık, aralık başarısızlık gibi algılanıyor. Dinlenmek bile artık planlı; spontane boşluk yok.Boşluk bile randevulu.
Mizah burada başlıyor: İnsanlar“kafam dolu”diye şikâyet ediyor ama boş kalmaktan ölümüne korkuyor.Zihnimiz otobüs terminali gibi;herkes bağırıyor,kimse inmiyor. “Biraz sessizlik iyi gelir mi?” deseniz, cevap hazır:“Yok ben öyle duramam.”Çünkü durmak, kendinle kalmayı gerektiriyor.İşte asıl korku da burada başlıyor.
Boşluklar aynadır.İnsan kendini görür.O yüzden kaçılır.Sürekli bir şeyler izlemek,dinlemek,konuşmak, yazmak;bunların hepsi aslında çok sofistike bir kaçış yöntemidir.“Meşgulüm” demek,“kendimle yüzleşmiyorum”demenin daha havalı hâlidir. Toplum bunu öyle güzel paketledi ki, boş kalabilen insana tuhaf gözle bakılır oldu. “Bir şey yapmıyor musun?” sorusu masum değildir.Hafif bir suçlama içerir.
İlişkilerde de durum farklı değil.Konuşulmayan aralar, cevap gecikmeleri, mesajdaki üç nokta… Hepsi panik sebebi. Çünkü insanlar artık iletişimi değil, kesintisiz uyarılmayı istiyor.Sürekli temas, sürekli teyit, sürekli onay.Oysa gerçek bağlar boşluklardan geçer.İnsanlar arada susabildiğinde yakınlaşır. Ama biz araları kapattık, sonra da “neden derinlik yok” diye yakınıyoruz.
Şehirler de boşluklardan korkar hâle geldi.Her yer dolu olmalı,her alan kullanılmalı, her köşe kiralanmalı.Meydanlar reklam panosu, parklar etkinlik alanı, sessizlik ise “potansiyel kayıp” sayılıyor. Boş kalan her şey “verimsiz” ilan ediliyor.Oysa medeniyetler sadece inşa ederek değil, bırakabildikleri boşluklarla da hatırlanır.
Buradaki asıl trajikomik nokta şu:Boşluklar kayboldukça insanlar yoruldu.Dinlenemeyen bir toplum olduk.Sürekli dolu ama hiç tamamlanamayan hayatlar yaşıyoruz.Halbuki aralıklar nefes aldırır. Cümleyi anlamlı kılan virgül gibidir boşluk.Virgülü kaldırırsan, metin nefessiz kalır.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey çok basit ama çok zor:Hiçbir şey yapmamak. Bir yere bakıp düşünmek.Bir sorunun cevabını hemen bulmamak. Bir sessizliğe tahammül edebilmek.Çünkü boşluk düşman değil; zihnin kendini toparladığı, insanın insan kaldığı yerdir.
Ve belki de asıl “voav” buradadır:
İnsan boşluklardan korkmaz.
Boşlukta kendisiyle karşılaşmaktan korkar.