Sevgi GÖL


Uykuya Direnen Medeniyet

Uykuya Direnen Medeniyet


İnsanlık yüzyıllar boyunca karanlıktan korktu.
Şimdi karanlığı ortadan kaldırdı.
Ama huzuru da beraberinde kaybetti.
Bir zamanlar güneş battığında hayat yavaşlardı. Sokaklar sakinleşir, evler sessizleşir, beden dinlenmeye çekilirdi. Gece, insan için zorunlu bir molaydı. Şimdi gece bir seçenek. Hatta çoğu zaman bir fırsat.
Işıklar sönmüyor. Ekranlar kapanmıyor. Bildirimler uyumuyor. Dünya 24 saat açık bir market gibi. “Gece çalışıyorum daha verimli oluyor” diyenler, “Bir bölüm daha izleyeyim” diyenler, “Son bir kaydırma” diyenler… Uyku erteleniyor. Dinlenmek lüks gibi görülüyor.
Bilim açık: Yetişkin bir insanın ortalama 7-9 saat uykuya ihtiyacı var. Beyin gece boyunca kendini temizliyor, hafızayı düzenliyor, duyguları işliyor. Uyku eksikliği dikkat dağınıklığı, sinirlilik, karar verme zayıflığı ve hatta bağışıklık düşüşü demek. Ama modern medeniyet verimliliği kutsallaştırdı. Dinlenmek değil, üretmek makbul.
Artık “Az uyurum ama idare ederim” cümlesi bir övünç.
Uykusuzluk neredeyse statü göstergesi.
Sanayi devrimiyle başlayan gece vardiyaları, dijital çağda kesintisiz bağlantıya dönüştü. Fabrika makineleri durmuyordu; şimdi insan zihni de durmuyor. Çevrimdışı olmak neredeyse görünmez olmak demek. Bir mesajı geç cevaplamak bile tedirginlik yaratıyor.
Bu, sadece fizyolojik bir mesele değil; kültürel bir mesele. Uykuya direnen medeniyet aslında durmaya direnen medeniyet. Çünkü uyku teslimiyettir. Kontrolü bırakmaktır. Gözleri kapatmaktır. Ve modern insan kontrolü bırakmaktan hoşlanmaz.
Ama bedenin siyaseti yoktur. İdeolojisi yoktur. Trend bilmez.
Yorulur.
Uyku eksikliği arttıkça toplum daha tahammülsüz hale geliyor. Trafikte öfke, sosyal medyada agresyon, gündelik hayatta sabırsızlık… Belki de birazı basitçe uykusuzluk. Yeterince dinlenmeyen bir toplum sağlıklı düşünemez. Yorgun bir zihin daha çabuk inanır, daha çabuk öfkelenir, daha çabuk tükenir.
Ironik olan şu: Teknoloji bize zaman kazandıracaktı. Çamaşır makineleri, hızlı ulaşım, anlık iletişim… Ama kazandığımız zamanı dinlenmeye değil, daha fazla üretmeye ayırdık. Gün uzadı ama beden aynı kaldı.
Medeniyet hızlandı.
İnsan biyolojisi hızlanmadı.
Belki de asıl direniş uyumak değil, uyumamaktır. Çünkü uyku, insanın kendine “yeter” dediği andır. Ve “yeter” demek, büyümenin, kazanmanın, yetişmenin kutsal olduğu bir çağda radikal bir kelimedir.
Gece 03.17.
Birçok şehirde ışıklar hâlâ açık.
Birileri çalışıyor. Birileri kaydırıyor. Birileri düşünüyor.
Ve birileri uyuyamadığı için suçluluk duyuyor.
Uykuya direnen medeniyet güçlü görünmek istiyor.
Ama belki de en güçlü hareket, gözleri kapatmaktır.
Çünkü bazen ilerlemek için değil,
iyileşmek için durmak gerekir.
Ve belki de gerçek medeniyet,
uyuyabilen medeniyettir.