Muhammet Yılmaz


10 Ocak – Gerçeğin Peşinde Bir Mücadele Günü

10 Ocak – Gerçeğin Peşinde Bir Mücadele Günü


Bugün 10 Ocak.
Yani takvimlerde “Çalışan Gazeteciler Günü” yazan o satır. Ama açık konuşalım: Çoğumuz için bu artık bir bayram değil, daha çok bir dayanışma ve hatırlatma günü haline geldi.1961 yılının soğuk bir Ocak sabahında, 212 sayılı yasa Resmî Gazete’de yayımlanmış, basın emekçilerine bazı sosyal haklar, kıdem tazminatı, hafta tatili gibi kazanımlar getirmişti. Patronlar bu kazanımlara karşı üç gün gazete çıkarmama kararı aldılar. İstanbul’un meşhur “Dokuz Patron Olayı” böyle başladı. Gazeteciler ise susmadı.
Sessiz bir yürüyüş yaptılar, “Basın” adında kendi gazetelerini çıkardılar ve “Daima Halkın Hizmetindeyiz” manşetiyle halka seslendiler.
O mücadele sonucunda 10 Ocak, 1962’de Çalışan Gazeteciler Bayramı olarak kutlanmaya başlandı.
Sonra yıllar geçti.
1971 darbesi geldi, bazı haklar budandı, “bayram” kelimesi bile fazla geldi, isim “Çalışan Gazeteciler Günü” olarak değiştirildi.
O günden bugüne de pek çok 10 Ocak gördük.
Kimi zaman umutla, kimi zaman öfkeyle, kimi zaman da yorgun bir tebessümle…
2026’da neredeyiz?
Ekran başında, klavye başında, sahada, kar altında, yağmurda, tehdit altında, sansürün gölgesinde, bazen de işsizlik korkusuyla aynı haberi defalarca yazıp silen gazetecilerin hikâyeleri hâlâ bitmiyor. 
Doğru haberin maliyeti giderek artıyor.
Vicdanın bedeli yükseliyor.
Ama hâlâ birileri var:
Gece 03.00’te son dakika için uyanan,
Çocuklarının yüzünü özleyen,
“Bu haberi yazmazsam uyuyamam” diyerek klavyenin başına oturan…
İşte o insanlar bugün de sahada.
Erzurum’un buz tutmuş sokaklarında mahalle yangınını, köy yolundaki kara sıkışan ambulansı, pazardaki patatesin kaç liraya satıldığını, siyasetçinin unuttuğu sözü, halkın unutturulmak istenen acısını anlatmaya çalışıyor.
O yüzden bugün sadece kutlama değil, aynı zamanda bir sorudur:
Gazetecilik hâlâ “halkın gözü, kulağı ve vicdanı” olabilecek mi?
Kalem özgür kalabilecek mi?
Doğru haber yazmanın bedeli sadece yorgunluk mu olacak, yoksa daha ağır şeyler mi?
Belki bu 10 Ocak’ta hep birlikte şunu diliyoruz:
Bir gün gerçekten bayram yapabileceğimiz,
sansürün değil gerçeğin konuştuğu,
gazetecinin korkusuzca yazabildiği,
okurun da güvenle okuduğu bir basın iklimi…
O güne kadar…
Kelimeleriyle savaşmaya devam eden,
geceyi gündüze katan,
bazen tek başına bir ordu olan bütün meslektaşlarıma:
Kaleminiz keskin, yüreğiniz sağlam, haberleriniz gerçek olsun.
İyi ki varsınız.10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’müz kutlu olsun.
Ve bir an önce hak ettiği bayrama kavuşsun.