Nazan YAŞARBAŞ


ANNELERDEN MEKTUP -1

Bazen, sadece engelli çocuğunu değil, diğer çocuklarının evdeki ağır stresli yasamdan dolayı içine girdikleri ruhsal dengesizlikleri de dert edinme zorunda olan annedir.


Engelli çocuğun bakimi ağırdır ve diğer sorunların yanında bakim devede kulaktır.

Bireysel bakimi tamamen başkalarınca yapılması gereken ve zeka yaşı 4 olan ve zihinsel sorunları yanında, fiziksel sorunlarının da olduğu bir engelliyi ve bu bireyin tüm sorumluluğunu üstlenmiş bir kadını ele alalım.

Normal şartlar altında hayati idame ettirmek yalnız yasayan bir insan için bile zorlu bir cenktir.

Kaldı ki, çocuk büyütmenin sorumluluğunu, çocuğa yönelik maddi, manevi ihtiyaçları tedarik etmek, aile yaşamının büyük bir kısmının oluştuğu evin düzenini, temizliğini, huzurunu var etmekle yükümlü olmak annesini gözlemlemiş her insan evladı için farkındalık kazanmış bir gerçektir.

Buna bir de bazen kontrol bile edilemeyen anormal davranışların sahibini eklendiğinde bunu üstlenen anne, nihayetinde bir kadın olarak ne denli bir iradeye sahiptir, bu yükü hangi raddelerde taşıyabilir bir düşünelim.

Ne kadar düşünürsek düşünelim gerçek tahayyülün çok ama çok daha üzerinde bir ekstremdir.

Düşünün ki 19 yaşına gelmiş, 190 boyunda 4 yaşında bir çocuğun zekâsında bir bebek var elinizde.

Bu bebeği uykudan uyandığı andan itibaren kollamak zorundasınız ve o bebek uyuyana kadar insanın tahammül edemeyeceği vahşi, hayvansı çığlıklar atıyor, bunalıma giriyor kafasını duvarlara vurmaya başlıyor, ellerini ısırıyor ve anne bu duruma yasadığı her saniye tahammül etmek zorunda kalıyor ve bu kadının hiçbir yardımcısı yok.

Evdeki bebeği bir saatliğine de olsa bırakıp bir kenarda kendine ayıracak durumu yok.

Ve bu adam bebek her normal insan gibi yemek yiyor, her normal insan gibi yediklerini sindirim yoluyla dışarı atıyor ama tuvalete gidip doğal ihtiyacını gidermeyi beceremiyor.

Anne yine orda, onun temizliğini üstlenmiş bir yükümlü ve bu adam bebeğin banyo ihtiyacı var, sudan nefret ediyor her banyoda anne tepesinden tırnağına sular içinde kalarak, ağlayarak, Allah’a isyan ederek bebeği yıkıyor, giydiriyor.

Bu arada çocuğun kardeşleri bu durumu görüyor, izliyor, hepsi hayata lanetler savuruyor içten içe, sessizce ve anne bunu biliyor farkında, acı içinde kıvranıyor yapabilecek hiç bir şeyi yok.

İşte burada sosyal hizmetlerin gerekliliği ortaya çıkıyor.

Hani su adi olup, kendisi olmayan sosyal hizmetler var ya iste o!!!!!!!

Şaka gibi?

 Ama saka değil..

Bunlara göre ne yazık ki, ve biraz abartı, biraz duygusuz gibi.

Abartı değil, duygusuz hiç değil, bütün riyasız duygular gibi acıtıyor içimi yazarken ama hep melek vari bir yaklaşım olmaz bu gerçeklere, olamaz çünkü o zaman gerçek rötuşlanmış olur...

Neyse biz yeniden su sosyal hizmetlere getirelim sözü ve artık göstermelik değil gerçek bir şekilde oluşması gereken ve gerçek bir şekilde hizmete girmesi gereken resmi hizmetlere.

Gazetelerde gün geçmeden birbiri ardına hortlayıp su yüzüne çıkan ve yine unutturulan, laf kalabalığına getirilip secim zamanı kuyruklu yalanlar halinde verilen sözlerle vaat edilen resmi hizmetlere.

Bildiğim tek şey engelli çocuğu olan annenin ve ailesinin perişan halidir.

halbuki, adam gibi servisler olsa, engelli çocuğun bir kaç saatliğine de olsa, insanca hazırlanmış programlar dahilinde, hem profesyoneller tarafından eğitimi ele alınsa, hem o çocuk sosyal hayata katılsa, hem anne biraz nefes alsa ne güzel olurdu.....