Elif Filiz GÜNDEREN


Çay Rize’de Yetişir, Erzurum’da İçilir!

.


 

Cahit Zarifoğlu’nun dediği; ‘…..Ve oturdu mu bir masaya, hakkını verir çay içmenin.’ Hakikatten çayın yetiştirildiği yerin merkezi Rize olmasına rağmen, çayın hakkını Erzurumlu verir.

Çayın müptelası bir Erzurumlu tabiri caiz ise yaz kış çay içer. Kış aylarında soğuktan korunmak için, yaz aylarında ise hararetini dindirmek için çayı sofrasından hiç eksik etmez. Çayın tadına varmak ve keyifli çay içmek isteyen bir Erzurumlu kendi yöresine mahsus peynirinden bir miktar yiyerek başlar. Bu şekilde Erzurum insanı, bir tane kesme şekere bir çay demliği bitirebilir.

Pek tabi, çay sadece bir Erzurumlu için değil, Türk toplumu için kahve kadar hayatımızın önemli bir parçası! Üstelik çaya atfettiğimiz anlam hakikatten manidar…

Örneğin ‘Bir çay koy, içelim.’ demenin aslı ocağımız daim olsun, muhabbetimiz daim olsun, demenin şeklidir aslında! Çay koymak, ev olmaktır, aile olmaktır.

Çay yalnızlığı tercih edenler için de kadim bir dosttur. Onlar için çay, yalnızlığın demir almış halidir, umut etmenin, dertleşmenin şeklidir.

Dahası millet olarak misafiri ağırlama şeklimizin en saygın ve en kâfi hali bir bardak demli çaydır. Güne çaysız başlamak şöyle dursun, günün vakitlerini çaysız geçirmek bile mümkün değildir. Hiçbir lezzet ocakta tüten çayın yerini tutamaz! Sabah kahvaltısının, sıcak bir simidin ve birkaç kurabiyenin tadını ancak ve ancak çay tamamlar. İkindi vakitlerinin, arkadaş meclislerinin ve dost ziyaretlerinin başrolü çaydır.

Hülasa çaysız olmuyor dediğinizi duyar gibiyim! J

Dilerseniz,  biraz da çayın geçmişinden bahsedelim!

Hayatımızın vazgeçilmezlerinden olan çayın tüketimi sanılanın aksine çok eskilere kadar gitmez. Lezzet olarak çayla tanışma serüvenimiz, Orta Asya’ya varmasına rağmen çayın ülke topraklarında yetiştirilmeye başlanması ve Türk mutfağında yer alması aslında çok yakın bir tarihe; 1938’e uzanır. Bu tarihlerden sonra artık Rize’de açılan fabrikaları sayesinde tüm Türkiye’nin çay ihtiyacı karşılanmış olacaktır. Tam da bu noktada Çayın Babası olarak bilinen Zihni Derin’nin Batum’dan çay fidanı getirerek, Türkiye’de çay tarımının başlamasına ve yayılmasına önderlik etmiş olduğunu zikredelim.

Son olarak çayın günümüzde ucuz ve kolay ulaşılır olmasına rağmen, eskilerin onu yoklukla kıymetlendirdiğini söyleyebiliriz. Nitekim ilk başlarda lüks olarak görülen çayın, Anadolu köylerine ulaşması, Karadeniz bölgesine kıyasla daha geç olmuş, bazı bölgelerde takas usulü temin edilen çay, lüks bir içecek olarak mutfaklara girmiştir.

Tavşankanı olarak ifade ettiğimiz çayı, mısralarına konu edinen Nazım Hikmet’in dizeleriyle bitirelim istiyorum.

 ‘Basit yaşayacaksın basit.

Sanki bir gün yaşamın sona erecekmiş gibi basit.

Çay, simit ve peynirle!