Elif Filiz GÜNDEREN


ERZURUM YEŞİLDİ.


Erzurum denilince akla ilk önce kar ve kış geliyor. Öyle ki eskiler, Erzurum´un soğuğunu ifade ederken ?kedi, damdan dama atlarken dondu.? diye ifade etmişler. Seyahatnamesinde Erzurum´dan bahseden Evliya Çelebi, bir adamın eli ıslakken demir parçasına dokunsa elini demirden ayırmak zordur der. Günümüzde gençler, Erzurum´da 3G tanımlamasını G/Kar, Kış, Kıyamet olarak ifade ediyor. Erzurum´un eski soğuklarına tanık olan sakinleri ise nerede o eski Erzurum soğukları, diyorlar.    

-40 ?C üstünde soğukların görüldüğü Erzurum Türkiye´nin en soğuk şehirlerinden. Kış aylarında yaşanan soğuklara hemen yukarısında yer alan toprakların adıyla Sibirya soğukları deniyor.

Kış ve kar kelimeleri Erzurum ile o kadar özdeşmiş ki; buraya kadar okuyanlarınızın itirazı olmaz. Fakat Erzurum bir zamanlar yemyeşildi, denilse; birçoğunuz hayretler içerisinde kalacak ve itiraz edeceksiniz.

Ama doğru duydunuz. Evet. Erzurum eskiden oldukça ağaçlık ve yeşil bir yerdi.

Bilindiği üzere Erzurum konum olarak, bir kısmı Doğu Karadeniz Bölgesinde kalan, Doğu Anadolu bölgesinin yüzölçümü en büyük illerindendir. İlin kuzeyinde Artvin ve Rize, doğusunda Kars, Ardahan ve Ağrı, güneyinde Bingöl ve Muş, batısında ise Erzincan ve Bayburt illeri yer alır. Güzergâh olarak Palandöken Dağının eteklerinde kurulu şehir, yaklaşık 2000 metreyi bulan yüksekliğe sahip. Dolayısıyla kışlar, kar yağışlı ve sert; yazlar sıcak ve kurak geçer. Su kaynakları bakımından oldukça zengin olan Erzurum´da karasal ikime uygun bir bitki örtüsü görülür. Ayrıca zengin bir bitki çeşitliliği ve tahıl üretimine müsait bir toprak yapısı vardır. Evliya Çelebi; bu çeşitliliği, şöyle ifade etmiş.  ??.Bu dağda bütün hekimlerin ilaçları olur. ? Gerçekten, bölgede yapılan zirai araştırmalara göre Palan Döken dağında dokuz bin civarında endemik bitkinin bulunduğu tespit edilmiştir.

Erzurum, bir zamanlar çeşitli meyve ve sebzelerin yetiştirildiği topraklara sahipti. Nitekim Osmanlı arşivlerine göre; İstanbul´da patlıcan yangını olarak geçen vakada, yanan patlıcanların arasında meşhur Erzurum patlıcanlarının da olduğu bilgisi verilir. Erzurum´un bulunduğu Doğu Anadolu Coğrafyası, İç Anadolu Coğrafyasına kıyasla daha çok yağış alır.  Buna bağlı olarak İç Anadolu coğrafyasına göre daha ağaçlık ve yeşilliktir. Tarihin babası olarak bilinen Herodot´un bu konuda vermiş olduğu bilgi dikkat çekici! Onun gözlemlerine göre; Doğu Anadolu´da ağaçtan ağaca atlayan bir maymun, buradan hareketle doğudan batıya ayak basmadan varabilir.

Benzer şekilde Asur yazılı kaynakları da Doğu Anadolu coğrafyasının yeşillik olduğunu teyit eder. Bu kaynaklara göre; Doğu Anadolu bölgesinin hâkimiyeti meselesi, Asur ve Urartuları karşı karşıya getirmiştir. Asurlar, Urartuların hâkimiyetinde ki Erzurum´u ele geçirmeye çalışmış, fakat şehir sık ağaçlarla kaplı olduğu için, Asur askerleri bölgeye atlarla girememiş, bu yüzden şehri ele geçirememişlerdir. Yine Evliya Çelebi seyahatnamesinde Erzurum´un birçok yerinde gül bağlarının bulunduğunu, kışın sertliğinden bağ ve bahçenin az olduğunu, fakat yer yer kış elması ve ahlât armudu yetiştirildiğini söyler. Ayrıca mesire yerleri ve gül bağlarında söğüt ağaçları ve salkım söğütlerinin olduğunu ifade eder.

Sadece bu bilgilerle bile, Erzurum´un günümüze nazaran daha yeşil olduğunu söylemek pek mümkün. Peki, ne oldu da şehir yeşilliğini kaybetti?

Eskiden yeşil olan şehrin yeşilliğini kaybetmesine sebep olan bir takım etkenler var tabi! Şöyle ki, şehrin coğrafi yapısı, tarihi coğrafyasının getirdiği olumsuz özellikler, zamanla yerleşen alışkanlıklar ve şehirleşme gibi etkenleri sıralayabiliriz.

Gelin bu sebeplere beraber bakalım!

Erzurum, Doğu Anadolu Fay Hattı üzerinde bulunuyor. Dolayısıyla geçmişte büyük depremler yaşamış bir şehir. Bu depremler şehrin yıkımına sebep olmuş ve değişimine yol açmış. Tanpınar Erzurum´u ifade ederken savaşlar ve depremler sonucu şehrin tahrip olduğunu söyler. Ayrıca her yıkımdan sonra şehrin tekrardan yapılandığını da ekler. Erzurum Tebriz´e ve Kafkaslara uzanan ticari yollar üzerinde bulunuyor. Onun bu konumu askeri, ticari ve iktisadi açıdan imkânlar sağlarken, uzun süren savaşlar ve istilalar şehrin tarihinden hiç eksik olmamış. Bu yüzden şehir her yeni savaş ve istiladan sonra harabe ve yıkık bir hal almış. Hakikatten, XVI. yüzyılda Yavuz Sultan Selim şehri aldığında harap ve yıkıktı. Kanunu Sultan Süleyman imar ve iskân politikalarıyla şehri yeniden canlandırdı ve yapılandırdı.

Erzurum uzun süren kış koşullarının etkisiyle yılın belirli dönemlerinde hâsılat alabiliyor. Bu yüzden kış koşullarına uygun tarım ve hayvancılık anlayışı, zamanla yerleşen alışkanlıklara dönüşmüş. Ekonomik beklentilerin karşılanması için bilinçsiz bir şekilde ağaçlar yok edilmiş. Bunların yanı sıra kömür, petrol ve doğal gaz gibi kaynakların henüz kullanılmadığı dönemlerde, şehir için odun yakacak temininde tek alternatif olmuş, halk ağaçları kesmek zorunda kalmıştır. Örneğin IV. Mehmet fermanında Erzurum ilini bazı vergilerden muaf tutmuştur. Bu muafiyet geçici değil, kalıcı yapılmış ve fermanda belirtilmiştir. Böylece Erzurum´da ağaç kesimi işinin diğer şehirlere göre daha ucuz yapılması emredilmiştir. İlk teşvik yasası diyebileceğimiz bu kararla, Erzurum halkının zorlu kış koşullarına karşı rahat yaşaması ve şehirden göç etmemesi amaçlanmıştır.

Tüm bunların yanı sıra 18. ve 19. yüzyılın değişen şartları, hızlı sanayileşme ve şehirleşme anlayışı ağaçlık alanların azalmasında etken rol oynamıştır.

Şimdilerde Erzurum´un yeşil dolduğunu söylemek kulağa inanılmaz ve komik geliyor. Fakat Erzurum bir zamanlar çeşitli sebze ve meyvelerin yetiştiği, gül bahçelerinin ve ağaçların olduğu yeşillik bir yerleşim alanıydı. Maalesef, Herodot´un bahsetmiş olduğu o yeşillik coğrafyadan ve Erzurum´dan artık eser kalmadı.