Sevgi GÖL


Güven Hâlâ Öğrenilebilir mi?

Güven Hâlâ Öğrenilebilir mi?


Güven, çoğu zaman sahip olunan bir şey gibi konuşulur;ya vardır ya yoktur. Oysa biraz yakından bakıldığında güvenin daha çok öğrenilen,bozulan, yeniden kurulan ve bazen de sessizce terk edilen bir süreç olduğu görülür.İnsan, güvenmeyi doğuştan bilir belki ama onu sürdürmeyi, korumayı ve onarmayı hayat içinde öğrenir.Bugün asıl soru şudur: Bu kadar kırılmışlığın,  temkinin ve mesafenin içinde güven hâlâ öğrenilebilir mi?
Gündelik hayatta güven, büyük sözlerle değil küçük tekrarlarla inşa edilir. Söylenenle yapılan arasındaki uyum,verilen sözlerin sıradanlığı, beklenmedik anlarda sergilenen tutarlılık.Bunlar gösterişli değildir ama kalıcıdır.Modern hayat ise gösterişi sever; tutarlılığı değil. Hızla kurulan ilişkiler, hızla tüketilen bağlar içinde güven, zaman isteyen bir lüks gibi algılanmaya başlanırOysa güven lüks değil, ilişkilerin altyapısıdır. Altyapı görünmezdir; eksikliği ancak çöküş anında fark edilir.
Sosyolojik açıdan bakıldığında güven, bireysel bir duygu olmaktan çok toplumsal bir iklimdir. İnsanlar yalnızca birbirlerine değil, kurumlara,sözlere, sistemlere de güvenir. Bu güven sarsıldığında birey, kendini korumak için mesafe koyar. Mesafe arttıkça ilişki azalır; ilişki azaldıkça önyargı çoğalır.Böyle bir döngüde güven, doğal bir refleks olmaktan çıkar; riskli bir davranış haline gelir.
Psikoloji, güvenin öğrenilebilir olduğunu söyler ama tek şartla: deneyimle. İnsan, güvenmeyi öğütlerle değil yaşantılarla öğrenir. İstikrarlı bir temas, öngörülebilir davranışlar ve duygusal olarak erişilebilirlir.Bunlar güvenin öğretmenleridir. Ancak aynı şekilde hayal kırıklıkları da güçlü öğretmenlerdir.Tek bir olumsuz deneyim, onlarca olumlu anıyı gölgede bırakabilir.Bu yüzden güven öğrenilirken, şüphe daha hızlı öğrenilir.
Bugün güvenin zor öğrenilmesinin nedenlerinden biri de belirsizliktir. Kuralların sık değiştiği, sözlerin hızla değersizleştiği bir ortamda insan, neye tutunacağını bilemez. Bu durumda güven, akılcı bir tercih olmaktan çok duygusal bir cesaret haline gelir. Cesaret ise herkes için sürekli taşınabilir bir yük değildir.
İlginç olan şuki, güvenin eksikliğinden şikâyet ederken güvenilir olmanın gereklilikleri üzerine pek durmayız. Güven, karşılıklı bir süreçtir; talep edilen kadar sunulan bir şeydir. Dinlemek, anlamak, acele etmemek, başkasının sınırlarına saygı duymak. Bunlar güven inşasının sessiz kurallarıdır. Öğrenilmesi mümkündür ama hızlandırılamaz.
Belki de güvenin bugün bu kadar kırılgan olmasının nedeni, her şeyin ölçülüp tartılabilir olmasına duyulan aşırı ihtiyaçtır. Kanıtlanamayan şeylere mesafeli durmak,belirsizliği tehdit olarak görmek, ilişkileri sürekli test etmek. Güven ise test edildikçe zayıflar. O, biraz da bırakmayı gerektirir; kontrolün tamamını elde tutmamayı.
Güven hâlâ öğrenilebilir mi sorusu, aslında daha büyük bir soruya açılır: Birlikte yavaşlamayı,beklemeyi ve yanılma ihtimalini kabul etmeyi hâlâ öğrenebilir miyiz?Çünkü güven, kusursuzlukla değil, kusurlarla birlikte yaşama becerisiyle ilgilidir. İnsanı insan yapan da tam olarak budur.
Belki güven artık eskisi gibi kendiliğinden oluşmuyor. Belki daha temkinli, daha sessiz ve daha kırılgan bir biçimde ortaya çıkıyor. Ama yine de bir bakışta, bir cümlede, bir tutarlılık anında kendine yer bulabiliyor. Bazen öğrenildiğini fark etmeden, bazen de sadece alışarak.