Cahit Okçu


Kuşlar İçin Taş Aramamaktayım!..


 

Gazeteci, yazar, şair, muharrir olmak kolay bir ülkenin kolaylıklarından. Kolalı birkaç cümle, yalaka küfesi taşımaya meyilli gündem yapanların istediği sonuç. Hoş görünme çabaları, ya da gagalar gibi klavye parmaklayanların hor intiba verme gayretleri, zeytin dalı bulamayınca taş taşıdığı günlerdeyiz. Korkutarak muhatap olmaya zorlamakla, yaltaklanarak muhatap olma arsında bir medya, bir bibibaalaliii!.. Ya iktidardan, ya muhalefetten nemalanmaktan başka hiçbir kaygısı  olmayan çıkartma redkidler o kadar çok ki. Sütçünün sabah bıraktığı şişeler büyük müyük gazete ve mahfillerde inek kıymeti taşımayacak süregelmelikle devam ediyor.

Bazıları ne yazsa olay. İsim ve makam yapmış, papağanı konuşturmaktan başka maharet beyan etmeyen sahiplik ukalalığı içinde, muhatap derdi yok..

Düşünün, o papağanı ormana atsanız, eser hikmeti kalır mı halden. Yazarlar tazı mantığıyla her kıpırtıya tilki, her sese keklik paniğiyle koşturup duruyor. Okuyan için çöplük karıştırmakla eş.. Arada itirazların rantları kesemediği, sanatın(!) ve saltanatın rahatını bozamadığı bir gerçek. Ya!.. Diyenler var elbet. Biri çıkıp, nasılsa bunları tirajlı gazetelerden okuyoruz, yaşadığımız yerden ne haber, diye serzeniş(lense) de, boş arabanın yokuş aşağı çilesine benzer duruşlardan öteye ne anlamı var?. Senin şehrinden hiçbir haber yok, seni yazmaya değmez, sen yağmur birikintisine bakıp saç taramakla kal, demekten başka cevabım yok bu sorulara. Senin şehrin su birikintisinde mola vermiş kervanların artıklarını karıştırmakta. Kuyrukçuluk, buyurdumculuk, oculuk buculuk. Sana ne denmişse onu yapmışsın. Takkeni nutukta fırlatmış bulamamışsın. Taran dur serçeler gibi su birikintilerinde. Sen zaten bbbaaaliii yazarına yakışmışsın?.. Küfredip kucağına bayıldığın gündemde uyuyorsun işte. Gazete gazete, kelime kelime yem döküyorlar su birikintilerinde, serçeler gibi kal diye. Tek beyazı yumurtası olan kuşlar gibisin. Acı kandırmanın kolaylığı bu çağın yegane özelliği ise önce senin şehrin çağdaş..

En kolayı dert edinmeyi bırakman. Tabağına düşen sinek en azından vızıldamıyor ya artık.

Bu şehir geri kaldı diyenlere, bir zamanlar doğunun ??..di diyenlere, bir zamanlar kiymet ve tavır abidesi, baktığı yeri yeşerten, bakmadığı yerde ot bitmeyen insanlar yaşardı bu şehirde demekten başka, ne desin bu fakir. Sorgulayacak yüreği kalmayanlar bbbaaaliii gibi karikatürleşir böyle. Burnu pinokyocudan, kulağı midastan, dili borazancıdan bir karikatür. Tek asliyeti tabya duvarları kadar mat olsa da, kara gözlerdeki bakışlar. Bir tek onları boyayamıyorlar işte. Bu şehir böyle işte. Ara bulmak için kargaşa çıkaran yazar muharrir tipinde insanlarla dolup taştı.

Tabidir ki disipline edildiğimiz düzende bizi sarhoş eden  her faktörü ve meydana gelen her olayı sebep sonuç ilişkisi içinde yorumlamalıyız. İnişli çıkışlı sistem olurda inişli çıkışlı fert yada cemiyet olamaz. Öncesinde fikir yada hayal, sonralarımızın maddesi, yada  sureti saymalıdır. Şikayetlerimize indirgenmemiz sonucu geri kalmakta hamlelerimiz.( ?..İniş mükemmelden daha az mükemmele doğru gerçekleştiği halde çıkış mükemmel olmayandan mükemmele geçiş tarzında olduğu için zor gerçekleşmekte ve zaman almaktadır?/Farabi) Bu nefs içinde, yekun bir cemiyet vicdanı içinde aynı gerçek? Kuşlar hep gaga taşır.

Sonuçta bizde öteki şehirlerle birlikte doğduk. Sonuçta eşit ölçülerde ?yatkın ve layıktık.

Ama dört sütunlu kubbemizden biri veya birileri çatlamış olmalı ki tedirgin ve bitap düştük.

Yağmur suları sızmaya başladı fırınlarımıza.

Teori, fikir, ahlak ve amel (aksiyon)?

Yakınmadan, bir zamanlar buyduk, şu olduk demeden,  bu dört sütünden hangisi eğilmeye başladı herkes bunu düşünmelidir.

Ben bir yerden başlayayım.. Akıldan maddeye inen  düzen içinde idare eden ve edilenler arasındaki uyum kayboldu. Fertten aileye, aileden şehre uyumumuz çatladı. Uyum disiplinsizliği,  aç insanın iskeletle tanıştırılması tipi sonuçlar.

Toplum olmanın en küçüğü şehir, en büyüğü  ülkedir.

Ülke şehri, şehir aileyi, aile şahsı arar. Ülke den sahsa aynı yürek atmazsa menfaatler uğruna esir ve köle olunur. Çünkü her nev başka bir neve muhtaçtır . Münasebetler mücadele tabiatlıdır. En kuvvetli en zayıftan başlar doymaya. İstismar ve istihdam siyah beyaz kadar uzak ama beyaz siyah kadar yakındır. Siyahı izaha beyazlar başlamaz mı. Öyle?

Her insan,  mükemmelleşme ihtiyacını topluluğu ile kazanır. Hiç dikkat ettiniz mi. Kuşlar  hep yoksul evler önünde  kümelenir. Ekmek kırıntısı deyin ne derseniz deyin. Bbbbibiali yazar çizeri de böyle.

Kırıntı nerdeyse orda.