Abdurrahman ZEYNAL


MÜNASİPTİR SULTANIM?

Neden yöneticilere karşı yanlışlıkları söylemek ve farklı bir görüş ileri sürmek zordur? Bunun pek çok sebepleri olsa gerek. Biz ilk akla gelen bazılarını şöylece sıralayabiliriz.


Demokratik kuruluşlarda bir başkanın ya da liderin etrafına insanlar kendi istekleri ve iradeleriyle toplanırlar. Tabii olarak liderde kendilerinden ve diğer insanlardan farklı özelliklerin varlığını kabul ederler. Liderin daha doğru düşüneceğine ve daha isabetli karar vereceğine peşinen inanırlar.

Bu açıdan verilen kararın yanlış olduğu görülse bile hemen karşı fikir belirtmek zor olur. Bundan dolayı herkes kendi kanaatlerinin yanlış olabileceğini düşünmesi öncelik kazanır.

Diğer bir husus, liderin yanında görev yapan kişilerin baştan idealist olsalar bile bir müddet sonra bulundukları pozisyonu hayatlarının bir parçası olarak kabul etmeleridir. Yöneticilerin yanındaki entel pozisyonlarını kaybetmek istemezler.

Buna hâlihazırda elde bulunan ya da gelecekte elde edilebilecek somut çıkarları kaybetmek riski de eklenebilir. Ayrıca psikolojik olarak fikri bir teşkilatın mensupları yönetim konusunda en masum ve haklı eleştirileri bile yıkıcılık, bölücülük ve fitne olarak değerlendirmeye programlı ya da yatkındırlar.

Bu sebeplerle itaat edilen kişinin konumunu da katmak gerekir. Yıllar içinde karşılıklı etkileşimle yöneticiler kendilerinin olağan üstü kudretliklerine, yanılmazlıklarına ve insanüstü yeteneklerinin bulunduğuna inanabilirler.

Bu hal onların düşüncelerine, kararlarına karşı görüş belirtilmesinden hoşlanmamalarına hatta tahammülsüzlük göstermelerine neden olur.

Huzursuz olurlar, kızarlar, öfkelenirler. Hatta gazaba gelebilirler. Bunu kendi liderliklerine tecavüz olarak görürler. Liderlerin kendilerine ve çevrelerine en zararlı oldukları zaman bu zaman olsa gerektir.

Şüphesiz bu bir problemdir. Bu probleme çözüm önermek çok yönlü bir çalışmayı gerektirir. Ancak liderde ve etrafındakilerde iyi niyet dışında bir faktörün etkili olmadığından emin olmak gerekir. Bu ön şarttan sonra konuya uygun yaklaşımlarda bulunulabilir.

Bu konuda şu iki misal ilginçtir.

Kendisinden ve çevresinden dolayı meydana gelmiş olan menfi etkileşme ve bu etkileşimin zararlarına mani olmak için bir Abbasi Halifesinin bulduğu bir yöntem var. Anlatılan hikâye şöyle:

Halife zaman içinde aldığı kararların bazılarının yanlış olduğunu görüyor. Sebeplerini düşünüyor. Yanlış ya da zararlara sebep olan kararları verdiği zaman; yanında görev yapan yardımcılarının kendisini yeterince uyaracak durumda olmadıklarını tespit ediyor. Kasden yanlış söylese bile yanındakilerin “En iyisini siz düşünürsünüz”,”Siz bilirsiniz”, Doğru söylüyorsunuz”,İsabet buyurdunuz” diyorlar. Başka karşılık veren yok.

Halife çareyi her söylediğine hayır diyecek birini bulup görevlendirmekte bulur.

Bu kişinin görevi sadece yanlış olduğunu düşündüğü şeye değil, doğru olduğunu gördüğüne de karşı çıkmak ve hayır demektir.

Bu “Hayırcı” kişi tüm toplantılarda bulunacak, her zaman halifenin yanında olacak, alınmakta olan kararların yanlış olduğunu, zararlara sebep olacağını söyleyecek. Sadece yanlış olduğunu söylemekle kalmayacak aynı zamanda gerekçelerini de bulacak.

Tüm toplantılarda ve meclislerde görevi bu.

Kimsenin gözüne girmek gibi bir endişesi de bulunmayacağı için dalkavukluk yapmasına gerek kalmayacak. Diğerlerine de cesaret verecek.

Amerika’da bazı kuruluşlar ve şirketler aynı usulü uygularlar. Yönetimde bulunanlardan biri hep "hayır” demekle görevlidir.

Bunlara “No’cu” denir.

Görevleri her zaman hayır demektir."Hayır olmaz, bu iş yanlıştır, Almak istediğiniz karar, yapmak istediğiniz şey şirkete zarar verir.”

Başkanın ve herkesin alınmasın istedikleri bir kararın tam tersini savunur."Bu iş olmalı, bu karar alınmalı, yanlış düşünüyorsunuz der".Böylece herkes onun düşündüğü yönde de düşünmek, fikir yürütmek zorunda kalır. Gözden kaçan hususlar ve yukarıda bahsedilen sebepler den dolayı liderle etrafındakiler arasında yanlış etkileşim varsa bu yolla kırılmaya ve alınan kararların gerçeğe uygun olmasına çalışılır.

Bizim toplumumuzun yöneticileri ya da liderleri alışkanlıkları, duyguları, inançları, kendilerine ve çevrelerine bakış tarzları, hülasa psikolojik yapıları ile yanlarında, doğrularına evet, yanlışlarına hayır diyenlerimi, yoksa doğrulardan çok yanlışlarına evet diyenlerimi isterler?

Ayrıca yanlarında toplanan insanlar yıllar içinde acaba hangi cevabı vermeye alışmışlardır? Ne dersiniz?

Adet olduğu üzere isterseniz hiç düşünmeden cevap verelim.

“Siz bilirsiniz”.

“İsabet buyurdunuz”.

“Münasiptir sultanım”…

Problem liderlerin ve liderlerin olduğu kadar da yanlarındakilerin problemidir. Her topluluk bu konu üzerinde ciddiyetle düşünmelidir. Yoksa kimse hiyerarşik toplulukların içten içe çürümesine ve dağılmasına engel olamaz.