Hayat bize çoğu zaman yüksek sesle konuşarak bir şey öğretmez. Ne büyük cümleler kurar ne de uzun açıklamalar yapar. Daha çok izlettirir. Alıştırır.Tekrar ettirir.Sessizce öğretir. Biz farkına vardığımızda ise çoğu davranış çoktan içimize yerleşmiştir.
Kimse bize sabah nasıl uyanacağımızı, bir ortama girerken nerede duracağımızı, ne zaman konuşup ne zaman susacağımızı açık açık anlatmaz. Ama öğreniriz.Bakışlardan, mimiklerden, sessizliklerden.Bir yerde fazla soru soranın nasıl dışlandığını, itiraz edenin nasıl “zor” biri ilan edildiğini görürüz. Hayat, kelimelerden çok tepkilerle eğitim verir.
Çocukluk bunun en yoğun yaşandığı dönemdir.“Yapma”dan çok “ayıp”la, “olmaz”dan çok bakışla büyürüz.Zamanla hangi davranışın onay, hangisinin mesafe getirdiğini çözeriz.Ödül her zaman alkış değildir; bazen sadece sorun çıkmamasıdır.Ceza da her zaman bağırmak değildir; bazen görmezden gelinmektir.Bu sessiz dersler, en kalıcı olanlardır.
Okullarda müfredat vardır ama bir de görünmeyen müfredat. Derste anlatılan bilgiler kadar, teneffüste yaşananlar da öğreticidir.Söz alan mı ilerler, susan mı?Yanlış yapan mı cezalandırılır, soru soran mı? Öğrenci, notlardan çok ortamın kurallarını ezberler.Sonra bu kuralları hayatın her alanına taşır.
İş hayatında da benzer bir süreç işler.Kimse sana açıkça “fazla sorgulama” demez ama sorgulayanların nasıl kenara itildiğini görürsün.Kimse “fazla görünme” demez ama görünür olanların nasıl hedef hâline geldiğini fark edersin.Böylece hayat, seni eğitir.Sessizce. Sen de uyum sağlamayı öğrenirsin.Bunu olgunluk sanırsın.
Bu sessiz öğretinin en güçlü yanı, kendini doğal göstermesidir. Sanki bunları biz seçmişiz gibi hissederiz.Oysa çoğu davranışımız, farkında olmadan içselleştirdiğimiz beklentilerin sonucudur.Toplum, bize ne düşüneceğimizi değil ama nasıl düşüneceğimizi öğretir.Nerede duracağımızı, neye şaşırmamamız gerektiğini, neyin “normal” sayıldığını belirler.
Bazen bir yerde rahatsızlık hissederiz ama nedenini tam koyamayız. Bir cümle içimizde takılır ama dile getirmeyiz. Çünkü hayat bize şunu öğretmiştir:Rahatsızlık, dile gelirse sorun olur. İçeride kalırsa geçer. Oysa çoğu zaman geçmez, sadece şekil değiştirir.
Sessizce öğretilen hayatın en büyük bedeli, insanın kendi sesini tanıyamamasıdır.Nerede gerçekten istediğim için susuyorum, nerede öğretilmiş bir suskunluk içindeyim? Nerede gerçekten uyumluyum, nerede sadece alışığım? Bu sorular sorulmadığında, insan kendi davranışlarının yabancısı olur.
Ama bu sessiz dersler geri alınamaz değildir.fark etmek, ilk adımdır. Bir an durup “ben bunu neden böyle yapıyorum” diye sormak, o sessiz eğitimi görünür kılar. Hayat o anda bağırmaya başlar. Rahatsız edici olabilir ama öğretici olan bazen tam da budur.
Belki de büyümek, hayatın bize sessizce öğrettiklerini fark edip hangilerini taşımak istediğimize karar verebilmektir.Çünkü her öğrenilen şey, sürdürülmek zorunda değildir. Sessizlikle gelen bilgiler de zaman zaman sesli bir itiraza ihtiyaç duyar.
