Seyfi BAYER BAYER


YÜZÜN GÜLÜYORSA NE MUTLU?


?´Müminin sevinci yüzünde, üzüntüsü kaIbindedir.´´ Diyen Hz Ali, ne kadar da doğru söylemiş.. Belli etmez o mümin üzüntüsünü.. Dışarı yansıtmaz hiçbir şeyi.. Kendi üzüntüsüyle üzmek istemez kimseyi.. Üzüntüsünü kalbinde taşır çünkü..

Kimimiz başkaları bilsin diye dile getiririz dertlerimizi, üzüntülerimizi.. İlgilenilmek için biraz da yalan söyleriz.. Herkes benimle ilgilensin, beni sorsun, benimle olsun .. Ben ben  ben .. Yine benlik duygusuyla hareket ederiz ne yazık ki! Peki ne gerek var? Gerçek olmayan duygularınla seni sormaları ne kadar doğru? Ben bilemedim.. Düşündüm bulamadım? Mantık bulamadım.. Yüzün gülüyorsa şayet; etrafın dolup taşıveriyor.. Senin üzüntünü kimsenin bilmesine gerek yok çünkü.. Yeri gelir sıkışır kalbin, anlatacak insan ararsın.. Bugün dersin , yarın dersin ve ertelersin.. Kendi kendine kalırsın hiçbir şey olmayacağını anladığın anda da gülersin nedensiz.. Sığınırsın Allah´a ve yine içine atarsın?

Belki de herkesin yapamayacağı bir şeydir..  Ama yine de yapılması en çok istenendir.. Yapabiliyorsan şayet ; sevincini yüzüne yansıtmayı ne mutlu sana.. Bizler pek beceremeyiz aslında.. Dokunsan ağlayacak duruma gelebileceğimiz zamanlar olur çoğu zaman.. İçimize attığımız sıkıntılar da sıkıntı değildir bile bazen.. Fakat onu öyle büyütürüz ki sanki sadece o dert bende varmış havasına getiririz. Eee bir de etrafındakiler seninle ilgilenmeye başlayınca o derdin tadına varırsın ki sorma.. Derdine sevinir hale gelirsin.. Yani dert olmayan derdine ..  O yüzdendir ya gerçek mümin gerçek derdini kalbinde saklar.. Yüzünden tebessüm eksik olmaz diye.. Bizler bunu bile kullanır hale geliyoruz kimi zaman.. Biz ne hallere geliyoruz da haberimiz olmuyor işte.. Ve anlatmadığımız ve dert sandığımız bazı olaylar o kadar da kafaya takılacak hadiseler olmuyor.. Geçenlerde bir hikaye okumuştum. Kendi kendine fark etmek bu oluyor dedim.. Düşününce iyileştiriyormuş insan kendini böyle?Hikayenin ismi dert ağacı..  Başkalarını üzmek yerine okuyun istedim?  Eski çiftlik evini restore etmek için tuttuğum marangoz, işteki ilk gününü zorlukla tamamlamıştı. Arabasının patlayan lastiği onun işe bir saat geç gelmesine neden olmuş, elektrikli testeresi iflas etmiş ve şimdi de eski püskü pikabı çalışmayı reddetmişti. Onu evine götürürken yanımda adeta bir taş gibi oturuyordu. Evine ulaştığımızda beni, ailesiyle tanışmam için davet etti. Eve doğru yürürken küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu, dalların uçlarına her iki eliyle dokundu. Kapı açıldığında ; adam şaşırtıcı bir şekilde değişti. Yanık yüzü tebessümle kaplandı, iki küçük çocuğunu kucakladı ve eşine kocaman bir öpücük verdi. Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye geldiğinde; ağacın yanından geçerken merakım daha da arttı ve ona eve giderken gördüğüm olayı sordum. ?O, benim dert ağacım?, dedi. ?Elimde olmadan işimde bazı sorunla çıkıyor, ama şundan eminim ki o sorunlar, evime, eşime ve çocuklarıma ait değil. Bunun için bu sorunları her akşam eve girerken o ağaca asıyorum. Sabahları tekrar onları oradan alıyorum. Ama komik olan ne biliyor musunuz? Ertesi sabah onları almaya gittiğimde, astığım kadar çok olmadıklarını görüyorum.

?Öfkeyle geçen her dakikanız, mutluluğunuzdan çalınmış 60 saniyedir.?

Bu yüzden gülümseyin etrafınıza, derdiniz hep sizinle kalsın?