Sevgi GÖL

Tarih: 16.01.2026 17:45

Alışkanlıkların Gizli İktidarı

Facebook Twitter Linked-in

İktidar deyince aklımıza genellikle yüksek binalar, kalın dosyalar,sert konuşmalar gelir.Oysa hayatımızı asıl yöneten şeyler çoğu zaman ne görünür ne de iddialıdır. Sessizdirler, tekrar ederler ve biz fark etmeden kararlarımızın yerine geçerler.Alışkanlıklar tam da böyle çalışır. Ne oy isterler ne rıza beyanı; yalnızca süreklilik isterler.Ve süreklilik sağlandığında, iktidar kendiliğinden kurulur.
Bilimsel açıdan bakıldığında alışkanlık, beynin enerji tasarrufu mekanizmasıdır. Nörobilim bize şunu söyler: Beyin, tekrar eden davranışları otomatikleştirerek düşünme maliyetini düşürür.Bu ilk bakışta masumdur.Diş fırçalamak, yürümek, selam vermek gibi eylemler bu sayede zahmetsizleşir. Ancak mesele sadece bedensel reflekslerle sınırlı değildir.Düşünme biçimleri, duygusal tepkiler, hatta ahlaki yargılar bile alışkanlığa dönüşebilir.İşte gizli iktidar tam burada devreye girer.
Bir davranışı neden yaptığımızı sormayı bıraktığımız anda, o davranış bizi yönetmeye başlar. Sabah aynı haber tonuyla uyanmak, aynı cümlelere öfkelenmek,aynı konularda susmak.Bunların hiçbiri tek başına büyük bir karar gibi görünmez.Ama toplamda bir dünya görüşü üretir. Alışkanlıklar, ideolojilerin sessiz taşıyıcılarıdır.Kimse bize “böyle düşün” demez; ama her gün aynı yolu yürütürsek, yol bizi şekillendirir.
Sosyolojik olarak alışkanlıklar,bireysel olmaktan çok kolektif bir nitelik taşır.Toplumlar da alışkanlık edinir. Bir duruma alışılır, bir adaletsizliğe alışılır, bir üsluba alışılır. Alışılan şey artık sorgulanmaz; sorgulanmayan şey normalleşir.Mizah tam burada devreye girer: En garip durumlar, “bizde böyle” cümlesiyle meşrulaştırılır. Gülerek anlatılan pek çok toplumsal tuhaflık, aslında alışkanlığın zaferidir.
Ekonomik düzlemde de alışkanlıklar ciddi bir iktidar alanı yaratır.Ne tükettiğimizden çok, nasıl tükettiğimiz belirleyicidir. Aynı ürünü alma refleksi, aynı borçlanma biçimi, aynı “sonra toparlarım” düşüncesi.Bunlar bireysel tercihler gibi görünür ama büyük ölçekli bir düzeni besler. Alışkanlıklar, sistemlerin en sadık destekçileridir; çünkü itiraz etmezler.
Psikolojik açıdan bakıldığında alışkanlıklar, konforla karıştırılır.Oysa her alışkanlık konforlu değildir; sadece tanıdıktır. İnsan bazen mutsuz olduğu bir hâle bile alışır.Çünkü bilinmeyen, bilinen acıdan daha ürkütücüdür. Bu yüzden alışkanlıkların iktidarı kaba değildir; ikna edicidir. “En azından neyle karşılaşacağını biliyorsun” der.
Eleştirel tarafı şu noktada belirir: Alışkanlıklar masum değildir ama şeytan da değildir. Sorun, alışkanlık edinmekte değil; alışkanlıklarımızın farkında olmamaktadır.Farkındalık, bu gizli iktidarın en büyük tehdididir.Bir davranışı otomatik olmaktan çıkarıp üzerine düşündüğümüzde, iktidar el değiştirir.Bu yüzden bazı sorular rahatsız eder: “Bunu gerçekten ben mi istiyorum?” “Ne zamandır böyle yapıyorum?” “Başka türlü mümkün mü?”
Ve işin ironik yanı şudur: Alışkanlıkların iktidarı, en çok özgürlük söylemleri içinde güçlenir. “Ben böyleyim” cümlesi, çoğu zaman özgürlüğün değil teslimiyetin ifadesidir. Çünkü değişmeyen şey karakter değil, alışkanlıktır. Karakter dönüşebilir; alışkanlık dirençlidir.
Belki de asıl mesele, alışkanlıkları tamamen yıkmak değildir. Bu mümkün de değildir zaten. Mesele, hangilerinin bizi taşıdığına, hangilerinin bizi yönettiğine bakabilmektir.Alışkanlıklar ya bizim aracımız olur ya da biz onların.
Gizli iktidarlar genelde sessizdir. En yüksek sesle konuşanlar değil, en çok tekrar edenler kazanır. Alışkanlıklar da böyle işler. Ne slogan atar ne tehdit savurur. Sadece devam eder.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —