Geçen hafta “Erzurum’a neden ağır sanayi yatırımı yapılmaz?” sorusunun cevabını bulmaya çalışmış, Erzurum gibi doğu illerine tarım, hayvancılık ve turizm alanlarında yatırım yapılmasının daha çok öne çıktığını belirtmiştik.
Yazılarımı takip edenler geçmişte tarım ve hayvancılık konularında yazdığım yazıları az çok bilirler.
Erzurum bu alanlarda maalesef kağıt üzerinde ileri gitse de gerçekte geri gitmektedir. Bunu sahaya birazcık çıkan, köyle irtibatını kesmemiş olan herkes kabul etmektedir.
Erzurum aslında birçok potansiyeli kendinde barındıran bir şehir olmasına rağmen hiçbir alanda sivrilememiş bir şehir görünümü vermektedir.
Bunun da temel sebebi stratejik plan yapıp bu stratejiyle yol alamıyor olmasıdır. Her kurum kendi alanında çalışmalar yapıyor, hiçbir kurumu yatmakla itham edemem ama istenen gelişmelerin de gerçekleşmemesi bizleri üzmektedir. Üzülmemizden öte sorun ise halkın umutsuzluğa düşmesi ve şehri terk etmeyi hızlandırmasıdır.
Erzurum’da ilk yapılması gereken çalışma bence strateji planıdır. Buna da önce sorun analiziyle başlamak gerekmektedir. Geçen yıl Atatürk Üniversitesi Rektörlüğü bu konuda bir girişimde bulundu ancak sonrasında odasından çıkmayan akademisyenlerle bürokratlar tarafından şehrin sorunları (?) tespit edildi. Daha sonra da kurulan komisyonlardan onar proje üretmeleri istendi.
Biz hiçbir komisyonda bulunmadık ancak işleyişin hatalı olduğunu yetkililere söyledik. Bizim teklifimiz şuydu:
Sorunların tespiti için önce Sosyoloji bölümü sahaya çıkmalıdır. Sosyoloji bölümü hocaları birer konu ile (eğitim, sağlık, tarım ve hayvancılık, ekonomi vb.) görevlendirilmeli ve onlara yüksek lisans -doktora öğrencileri ekipbaşı , lisans öğrencileri de ekip üyeleri olarak destek vermelidir. Bu ekipler belirledikten sonra gerekli anketlerin hazırlanması ve sahada uygulanması, sonuçların raporlanması ve Rektörlüğe sunulması gerektiğini belirtmiştik. Bu sayede sorunların daha doğru bir şekilde belirleneceğini söylemiştik.
Bu fikir Rektör Bey’e gitmiş ancak “bu çalışmanın yapılmasının yöneticilerce yanlış anlaşılacağı, kendilerinin eksiklerinin araştırıldığını düşünen yetkililerin üniversiteyle çatışmaya girebileceği” söylenerek bu çalışmadan vazgeçilmişti. Bu şekilde düşünmekte haklılar mı? Maalesef evet.
Zira eleştiriyi herkes kabul edemez, hele bizim gibi Doğu toplumlarında…
Sözümüzün arkasındayım. Sorunlar tespit edildikten sonra geniş katılımlı bir çalıştay düzenlenmeli ve ortak akıl ile hareket edilmelidir.
Sadece bürokratların ya da akademisyenlerin katılımıyla değil, STK ve medya desteği de bu çalıştayda önem arz etmektedir. Bu çalışmada swot analizi yapılmalı; Erzurum’un artıları ve eksileri, avantajları ve riskleri masaya yatırılmalıdır. Çalıştay gerekirse birkaç gün sürmelidir.
Konular günlere yayılmalı ve her gün bir konu etraflıca işlenmelidir. Bu çalışmalar bilimsel bir düzlemde yapılmalı ve katılımcılar kişisel fanteziler veya showlarla meşgul edilmemelidir. Bu çalıştay canlı yayınlanmalı, halkın da bu çalışmalardan haberdar edilmesi sağlanmalıdır.
Kararlar ne kadar geniş kitlelerce kabul edilirse o kadar geçerli olacaktır. Burada asıl olan Erzurum insanının şehirle ilgili yapılan çalışmalara ortak olması ve kurumlarla organize çalışmalarının sağlanmasıdır.
Erzurum, henüz hangi alanda ilerleyeceğine ve bunun yöntemlerine karar vermiş bir şehir gibi görünmüyor. Meşhur bir söz vardır: Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez.
Erzurum’un önce yol haritasını belirlemesi ve o yolda nasıl ve kimlerle yürüyeceğine karar vermesi gerekmektedir.
Bunu da şahsi menfaatlerini her şeyin önünde tutan kişilerle değil, halkın ve şehrin menfaatlerini önceleyen insanlarla başarabilecektir.