6 Şubat 2023 tarihinde ülkemizi sarsan 11 ilimizde binlerce insanımızın ölmesine, on binlerce insanımızın yaralanmasına ve milyonlarca insanımızın evsiz, barksız kalmasına neden olan acı bir deprem olayı yaşadık.
Üzüntümüz tarifsiz, acılarımız için söz bulunmamaktadır. İşte bu ortamda tüm 84 milyon insanın dili hayrı söylemeli, dualarla Allah’a yalvarmalı ve asla ajite edici, ötekileştirici, azarlayıcı, ben ne dersem o olurcu, kırıcı, dökücü ifadelerden kaçınılmalıdır.
Özellikle yönetim mevkiinde bulunanlar asla ve kata rakiplerini hafife alıcı, alay edici, ağır söz söyleyici olmamaları elzemdir. Zaruridir.
İnsanlar dil ile anlaşmış, dil ile kavga etmiş, dil ile savaşmış. Dil ile baş kesmiş, dil ile medeniyetler kurmuş. Dil ile Allah'a dua etmiş, yakarmış...
Dil olmadan, söz olmadan hiçbir beşeri olay açıklanamaz. Hz. Âdemle başlayan Hz. Muhammed (S.A.S) ile sona eren peygamberlik gerçeği anlaşılamaz.
Dil insanların bir biriyle anlaşma aracı, milletlerin millet olma gerçeğinin ta kendisi. İnsan zihninden çıkan ses tellerinde söze, kalemle yazıya dökülen her şey dil ve dilin marifetidir.
Bu nedenle milletlerin atasözleri dil ile oluşmuş, gelişmiş, zamanımıza kadar arı, duru, berrak ve anlaşılır biçimde günümüze ulaşmıştır.
Tarihin derinliğinden günümüze gelen bunları günlük hayatımızda kullanırız. Sevinçlerimiz, acılarımız, yaslarımız, matemlerimiz dilimizde ifadesini bulmuş, atasözlerimizle toplum hayatımıza etki etmiştir.
İşte onlardan bir demet: "Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez" müthiş bir gerçeğin ifadesidir.
Kendi hayatınızdan bu ifadenin acı sonuçlarını düşündüğümüzde idrak etmemiz kolaylaşır, anlaşılır...
Mehmet Akif Ersoy ünlü "Bülbül" Şiirinde ki feryadı günümüze ulaşırken
Dolaşsın, sonra, İslâm’ın haremgâhında nâ-mahrem...
Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem.
derken aslında "Bülbülün çektiği; dili belasıdır" gerçeğine işaret etmiş..... Bir başka ifadede; "Bana benden olur, her ne olursa, başım rahat bulur, dilim durursa" denilmekle tarihî ve sosyolojik gerçeği ifade etmiş oluruz.
"El yarası onar, dil yarası onmaz", "Eli dar olanın, dili kısa olur", "Para insana dil, elbise insana yol öğretir "....
"Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır", "Baş dille tartılır", "Bir ağızdan çıkıp bin dile yayılır", "Borçlunun dili kısa olur", "Buğday ekmeğin yoksa buğday dilin de mi yok?"........
"Dil ebsem (olsa) baş esen", "Dilden gelen elden gelse, her fukara padişah olur", "Dile gelen ele gelir", "Anam dili de pabuç gibi", "O kadar söyledim ki dilimde peleseng oldu".......
"Dili de var dilceği de", "Dilin cirmi küçük, cürmü büyüktür"
Netice olarak dil üzerinde bu kadar deyim, atasözü ve içeriği irfan dolu ifadeler varken hâlâ yönetenlerin, etkili ve yetkililerin, muhataplarına güzel söz söylemesi gerekenlerin aşırıya kaçan ifadeleri nedeniyle dilimiz yara almış, ne yazık ki almaya da devam etmektedir.
Umarın herkes dilini tutar ve doğru ifadeleri kullanma yolunu tercih eder.
Çünkü ben artık usandım...! Bıktım...!
Geliniz artık sevgi ve barış dilini kullanalım. Bu ülke hepimize yeter....
Gelin Yunus'un, Hacı Bektaş'ın, Hacı Bayram'ın dilini kullanıp VEZİR olalım.........