Prof. Dr. Kemal Çomaklı

Tarih: 06.02.2026 11:51

Kader Değil, Tercih: 6 Şubat Depremleri

Facebook Twitter Linked-in

6 Şubat 2023 sabahı, sadece fay hatları kırılmadı; Kahramanmaraş’tan Hatay’a uzanan o devasa coğrafyada toplumsal önceliklerimiz, "bir şey olmaz" özgüvenimiz ve liyakat anlayışımız da yerle bir oldu. Yaşanan büyük yıkımın ardından aylarca "deprem gerçeğini" konuştuk. Oysa asıl yüzleşmemiz gereken gerçek başka: Bilime ve mühendise verdiğimiz değerin yetersizliği.

Çünkü artık biliyoruz ki; deprem bir doğa olayıdır, onu felakete dönüştüren ise insan elidir.

Türkiye’de mühendislik, ne yazık ki çoğu zaman sadece "maliyeti düşürülmesi gereken bir kalem" olarak görülüyor. Statik projeler, mimari hayallere uydurulması gereken birer formaliteye indirgenmiş durumda. Şantiyede bilimin ve mühendisin sözü değil; müteahhidin "aceleci" kararı, kâr hırsı ve "biz hep böyle yapıyoruz" sığlığı hüküm sürüyor. Bilimsel uyarılar "abartı", teknik itirazlar ise "projeyi yavaşlatan engel" olarak algılanıyor. Sonuçta hız ve rant kazanırken, faturayı insan hayatıyla ödüyoruz.

Bildiğimiz Hataların Altında Kaldık

6 Şubat’ta gördüğümüz o acı manzara, bilinmeyen bir denklemin sonucu değildi. Kesilen kolonlar, zayıflatılmış taşıyıcı sistemler, deniz kumuyla karılmış denetimsiz betonlar... Bunların hiçbiri sürpriz değildi. Mühendislik literatüründe yıllardır anlatılan, üniversite kürsülerinde bas bas bağırılan hatalardı. Ancak biz, toplum olarak mühendisliğe kulak vermek yerine, kısa yoldan zenginleşmenin ve günü kurtarmanın peşine düştük.

Üstelik 6 Şubat’ta yıkılan binaların önemli bir kısmı “yeni” binalardı. Bu gerçek, meseleyi daha da ağırlaştırıyor. Demek ki sorun sadece eski yapı stoku değil; sorun mühendislik bilgisinin değersizleştirilmesi, denetimin şeklen yapılması ve sorumluluğun sürekli başkasına atılmasıdır. Beton dayanımı raporla var, sahada yok. Donatı projede var, kirişte yok. İmza atılmış ama kontrol edilmemiş.

Japonya ile kendimizi kıyaslamak canımızı yakıyor ama bize ayna tutuyor. Aynı aktif fay hatları üzerinde, benzer sarsıntılarla sarsılıyoruz. Ancak orada deprem sonrası "neden yıkıldı?" değil, "nasıl ayakta kaldı?" sorusu soruluyor. Bu bir mucize değil; bilime duyulan sarsılmaz saygıdır. Japonya’da mühendisin kararı tartışılamaz, denetim mekanizması bağımsızdır. Orada kurallar depremden sonra değil, depremden önce uygulanır.

Ne Yapmalı?

Artık "geçmiş olsun" demenin yetmediği bir noktadayız. Radikal bir zihniyet değişimine ihtiyacımız var:

Mühendislik mesleğinin itibarı iade edilmelidir. Mühendis, kağıt üzerinde imza atan bir figür değil; sürecin mutlak otoritesi olmalıdır. Bunu içinde mühendisler iyi yetiştirilmelidir. Yetkinliği ve bilgisi iyi mühendisler ile çalışılmalıdır.

Yapı denetimi, müteahhitten kurtarılıp gerçek anlamda bağımsız hale getirilmelidir. Projeye aykırı tek bir çiviye dahi sıfır tolerans gösterilmelidir.

İmar afları bir daha açılmamak üzere tarihin tozlu raflarına gömülmelidir. Devlet, vatandaşının canını riske atan kaçak yapıları meşrulaştıran bir mekanizma olamaz.

Toplum olarak "bilim insanı uyarıyorsa durup dinlemeyi" bir vatandaşlık ödevi olarak benimsemeliyiz.

6 Şubat bize en acı dersini verdi. Bu dersin adı kader değil, sorumluluktur. Doğaya hükmedemeyiz ama aklımızı ve bilimi ciddiye alabiliriz. Mühendisliği yok sayan her toplum, bir gün o enkazın altında kalmaya mahkumdur.

Bu seçim kader değil; bir tercihtir. Ve biz artık yaşamı tercih etmek zorundayız.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —