Ömer KOZ

Tarih: 12.03.2024 11:45

ŞANLI OSMANLI DEVLETİ’NDE “RAMAZAN AYI”

Facebook Twitter Linked-in

Asırlara hükmetmiş, üç kıtada at koşturmuş ve medeniyet sancağı taşımış, çınar gibi uzayarak dallarıyla mazlumlara ve tüm insanlığa adaleti getirmiş Osmanlı’nın, Ramazan aylarını birbirinden güzel ve kıymetli etkinliklerle geçirmesi, bizlere ve tüm tarihe ders verir niteliktedir. İşte o güzelliklerden bazıları şunlardır:

 

RAMAZAN’IN GELİŞİ

11 ayın sultanı Ramazan, Osmanlı Döneminde heyecanla beklenirdi. Ramazan’ın habercisi hilali müjdeleyenlere yüz ellişer kuruş verilirdi. Osmanlı Döneminde Ramazan ayına Müslümanlar gibi gayrimüslimler de değer verirdi. Ramazan ayının gelmesiyle birlikte Osmanlı Devleti, halkının mübarek ay içinde nasıl davranması gerektiğini belirten bir tembihname yayınlardı. Tembihnamelerde; Müslümanların beş vakit namazı camide cemaatle birlikte kılması, mazereti olmayan tüm Müslümanların oruç tutmaları gerektiği belirtilirdi.

 

CAMİLERDE MAHYA VE KANDİL YAPMAK

Camilerde kandil yakma geleneği İslamiyet’in ilk yıllarından itibaren varlığını sürdürse de minarelerde kandil yakılması yalnızca Osmanlı’ya has bir gelenekti. Ayet, hadis veya gül, Ay gibi motifleriyle şehri aydınlatan mahyalar, 16. yüzyıldan itibaren verdiği güzel mesajlarla insanları iyiliğe teşvik etmeye devam ediyor.

 

ZİMEM DEFTERİ

Osmanlı’da Ramazan günlerinde zenginler, hiç tanımadıkları mıntıkalardaki bakkal, manav vb. dükkânlarına girer, onlardan Zimem defterini yani veresiye defterini çıkarmalarını isterdi. Baştan, sondan ve ortadan rastgele sayfaların yekununu yaptırıp, “Silin borçlarını… Allah kabul etsin” der, çeker giderlerdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren, kimi borçtan kurtardığını bilmezdi.

 

İLK KEZ ORUÇ TUTAN ÇOCUKLARA HEDİYELER

Ramazan’ın ilk günü ile birlikte başlayan oruçlarda en çok da ilk defa oruç tutanlar heyecanla kutlanırdı. Dini olarak artık aklı başına ermiş olarak kabul edilen, yanı ergenliğe ilk adımını atmış çocukların ilk oruçları büyük bir ilgiyle karşılanırdı. Hediye seçiminde ise genellikle oruç boyunca canlarının çektiği yemekler ya da atıştırmalıklar etkili olurdu. 

 

ORUCA DİREK VURMA

Oruç tutma ibadetiyle sorumlu tutulamayacak kadar küçük yaştaki çocuklar için de elbette bir gelenek mevcuttu. Onları hem bu duruma alıştırmak hem de sevmelerini sağlamak için “oruca direk vurma” adı verilen bir yöntem uygularlardı. Öğlen vakti gelince, küçük çocuklara yemek yedirilirdi. Bu yemek arasına ise oruca direk vurma denirdi. Böylece küçük çocuklar hem tüm gün aç kalmamış hem de oruç tutma eylemine yavaş yavaş aşina olmaya başlamış olurdu. Tekne orucu geleneği de buradan gelmektedir. Ramazan adetleri ile aslında dinin hoşgörülü tavrını benimsetmek hep perde arkasındaki niyet olurdu.

 

 

DİŞ KİRASI

Osmanlı döneminde iftar saati kapıyı kim çalmışsa kesinlikle geri çevrilmezdi. Büyük konaklarda hem zenginler için hem de ihtiyaç sahipleri için sofralar kurulurdu. İftarın ardından ise ev sahibi, yemeğe gelen misafirlerine diş kirası ismi altında hediyeler sunardı. Özellikle fakir konuklara, altın ve gümüş akçeler verilirdi. Osmanlı’da Ramazan ayında yiyecek ve eşya fiyatlarının zamlanmamasını devlet kontrol ediyordu. Özellikle gıda maddelerinin Ramazan ayı boyunca daha ucuza satılması sağlanıyordu.

 

GÜLLAÇ İKRAMI

Güllaç, Ramazan ayı ile özdeşleşen bir tatlıydı. Hala bazı yerlerde bu gelenek devam etse de eskisi kadar yaygın değil. Geleneksel Türk tatlılarından biri olan güllaç, hafif bir lezzete sahip olduğu için ramazan ayına uygun görülmüş. O zamanlar, 3 İhlas 1 Fatiha okunmadan ateşe verilmeyen güllaçlar, sofraların epey kıymetli lezzetlerindendi. 

 

İFTAR VAKİTLERİNDE KAPILAR AÇIK TUTULURDU

Osmanlı’da Ramazan’da halk, eşine dostuna iftar vermeyi büyük bir ibadet kabul eder, misafir ağırlamak için çırpınırdı. Ramazan boyunca iftar vakitlerinde kapılar açık tutulurdu. Böylece yolda kalan ve ihtiyacı olan herkes istediği eve girer iftar sofrasına dâhil olurdu. Bunun için tanıdık olmaya gerek yoktu ve iftar için gelenin kim olduğu da asla sorulmazdı.

 

ÇAT KAPI GELEN İFTAR MİSAFİRLERİ

İftar sofralarının en büyük neşelerinden biri de çat kapı gelen misafirlerdi. Hatta bu misafirler, en çok el üstünde tutulanlardı. Öyle ki, sevilen ve sayılan bir kişiye ansızın misafir olmak saygı belirtisi olarak görülürdü. Misafiri memnun etmek için elden gelen yapılır, büyük bir sevinçle koyu sohbetlere dalınırdı.

 

İFTAR YEMEKLERİ
Osmanlı’da Ramazan sofraları iki aşamalı kurulurdu: Birinci aşama ‘İftariye’ denilen ilk fasıl, ikincisi de yemeklerin yendiği ikinci fasıl. İftariye, açlığın verdiği hızla yemeklerin üstüne atılmayı önlemek üzere tertiplenmiş çerez sofrasıdır bir anlamda.

 

PİŞİ DAĞITMAK

Evlerin hanımları, pişileri tepsi tepsi hazırlayarak eşe, dosta, komşulara hatta esnafla davulculara kadar dağıtırdı. Böylece insanlar arası ilişkiler kuvvetlenirken, Ramazan’ın bereketi de yayılırdı. Eski dönemlerde “Hoş geldin Ramazan” etkinlikleri pekişsin diye ramazanın ilk günlerinde pek çok evde pişi yapılır ve çevredekilere dağıtılırdı.

 

RAMAZAN AYI EĞLENCELERİ

Akşam vaktinden sahura kadar süren bu eğlenceler oldukça keyifli geçerdi, köpüklü Türk kahveleri yudumlanırdı. Kalabalık aile ahalisi ve dostlarla birlikte iftardan başlayan bu sohbet ortamı, sahura kadar devam ederdi. Sokaklarda Karagöz-Hacivat oyunlarını izlemek için heyecanlanan çocuklar koşuştururdu. Ramazan manileri içinde kimi klasik ve duygulu kimi ise komik ve eğlenceli olurdu. Temaşa ile oyunlar izleyen halk güzel zamanlar geçirirdi.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —