Kibir insanın kendini fazlaca yüceltmesinden kaynaklanabildiği gibi dışsal ve davranışsal bir eylemdir. Ses tonu ile hissedilir. Tahammül sınırlarının zorlandığı duygu algoritmasıdır. Çünkü başarı ve başarısızlık gibi şekillendiren hikâyemiz de kibirlenme ihtimalimiz yüksek.
En kötüsü “benim” dediğimiz, takdirde bile bu duyguyu ayan etmiş oluruz, farkında olmadan.
“öyle ki kibir insanı musallaya bile götürür.”
Hissedilmesi bir o kadar ve sinsi olan kibir, başta kendi iç dünyamızda far edemeyişimizden dolayı mevcut birtakım davranış dili oluştururuz. Daha sonra farkına varılır. Sarsılırız ve garipseriz. Ve en acısı kendimizi beğenmek, iç dünyamızı hoşnut eder. Ya da birilerine hak etmişse hak ettiği gibi davranmak… Çünkü özümüzde her ne koşul ve şartta olursa olsun kendi iç dünyamızın takdirini kazanmış oluruz.
En ve enlerin kavgasıdır, kibir. En iyisi ve en kötüsü… Al bu argümanları ve ürpert kalbinde…
İyi ve kötü olmanın çıkarı nerede? Lakin orta yolda olmalı insan… İyi hal ve kötünün hali…
Hem biraz iyimser hem de biraz kötümser. Aslında bazenleri de olaylara çekimser yaklaşmalı ki bu dengeyi, orta halli iyiyi ve kötüyü yakalayabilelim…