Sevgi GÖL

Tarih: 09.02.2026 15:55

Zaman Neden Bazı Günler Daha Uzun?

Facebook Twitter Linked-in

Bazı günler vardır, sabah kahvesi daha soğumadan akşam olur.Bazı günlerse saat 14.30’a beş kez bakarsın ve her seferinde hâlâ 14.30’dur.Takvim aynı, saat aynı, dünya aynı hızla dönüyor gibi görünür ama senin içinde zaman başka bir ritimde akıyordur.İşte o günlerde şu soru belirir:
Zaman gerçekten mi uzadı, yoksa biz mi onun içine fazla yerleştik?
Bilim insanları bu soruya soğukkanlı cevaplar verir. Dünya’nın dönüşü milisaniyelik farklarla değişir,atom saatleri bunu ölçer, teknik sistemler bu farkları ciddiye alır.Ama dürüst olalım: Kimse “Bugün zaman 1,2 milisaniye uzundu” diye iç çekmez. Bizim derdimiz başka bir şeydir. Bizim hissettiğimiz, zamanın cetvelle ölçülen hali değil; içimizden geçen, üzerimize çöken, bazen de hızla kaçıp giden halidir.
Psikoloji burada sahneye çıkar ve fısıldar:Zaman, yaşadığın şeylere göre eğilip bükülür. Yeni bir şey öğrendiğinde, beklediğinde, kaygılandığında, canın sıkıldığında…Beyin ayrıntı biriktirir. Ayrıntı arttıkça gün uzar. Rutin arttıkça zaman kısalır. Bu yüzden çocukluk yazları sonsuz gibidir, yetişkinlik yıllarıysa hızlandırılmış bir film gibi.
Ama bu açıklama yetmez. Çünkü bazı günler vardır; ne çok yenidir ne de çok rutin. Yine de uzundur. O günlerde aslında zaman değil, yük ağırdır. Beklenen bir telefon, söylenmemiş bir söz, ertelenmiş bir karar… Saat ilerler ama zihin bir yerde takılı kalır. Zaman yürür, sen durursun. Aradaki mesafe uzadıkça gün de uzar.
Ünlü bilim insanlarının not defterlerine bakıldığında ilginç bir ortaklık görülür.Einstein, görelilik kuramını anlatırken “sıcak soba” örneğini verir: Elini sobaya koyduğunda bir dakika bir saat gibi gelir; sevdiğinle oturduğunda bir saat bir dakika gibi geçer.Basit ama acımasız bir örnek. Çünkü burada mesele zaman değil, nerede durduğundur.
Benzer şekilde sanatçılar da zamanı saatle değil, hisle ölçer. Marcel Proust’un ciltler dolusu eserinde aslında tek bir şey vardır: Uzayan anlar. Bir koku, bir tat, bir hatıra… Hepsi zamanı geri çağırır, uzatır, katlar. Demek ki bazı günler uzun değildir; biz o günlerde geçmişi, geleceği ve şimdiyi aynı anda taşırız.
Gündelik hayatta bunun daha sade karşılıkları vardır.Hastane bekleme salonları neden bu kadar uzun sürer? Trafikte neden beş dakika yarım saat gibi gelir Çünkü belirsizlik vardır. İnsan zihni belirsizliği sevmez; belirsizlikte zaman uzar. Oysa netlikte zaman hızlanır.Nereye gittiğini bilen bir yol,aynı mesafeyi daha kısa hissettirir.
İlginç olan şu: Modern hayat zamanı kısaltmak için her şeyi yapar. Hız, verimlilik, pratiklik… Ama sonuçta hissettiğimiz şey şudur: Günler ya çok hızlı geçer ya da dayanılmaz derecede uzar. Ortası nadirdir.Çünkü zaman artık yaşanan bir şey değil,yetiştirilen bir şeydir.
Belki de bazı günlerin uzun gelmesinin sebebi, o günlerde zamanın değil, bizim kendimizin ortaya çıkmasıdır. Düşünceler çoğalır, sorular artar, iç ses yükselir. Saat aynı hızda ilerler ama biz ilk defa gerçekten o günün içindeyizdir.
Bazı günler kısadır çünkü fark edilmeden geçer.Bazı günler uzundur çünkü fark edilir.
Ve belki de asıl soru şudur:
Zaman neden bazı günler daha uzun değil de, biz neden bazı günlerde daha fazla oradayız?
Cevap gerekmiyor. Gün zaten bitiyor.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —